25 Ağustos 2009 Salı

Yunanistan'daki Ayaklanma

7 Aralık günü Yunanistanın Atina kentinde 16 yaşında bir gencin polis kurşunuyla öldürülmesinden sonra çıkan ayaklanma, günlerce süren çatışmalarla birlikte hiç geri çekilmeden bugüne kadar geldi. Olayların bir gencin ölümüyle birlikte başlaması sadece bardağı taşıran son damla olmuştur. Asıl sebep ayaklanmacıların da dediği gibi kriz, işsizlik,kötü yaşam koşulları gibi toplumsal sebeplerdir ve aslında kapitalizmin de doğal sonucudur bu sebepler.

Son yıllarda görmeye alışık olmadığımız şeyler yaşanmaktadır Yunanistan’da. Üniversite işgalleri liselerin ele geçirilmesi, düzenin tüm kurumlarına saldırılar, hatta daha ileri gidilerek belediyelerin işgal edilmesi. En çarpıcısı ise bir televizyon kanalının canlı yayında işgal edilmesi ve haber bülteninin gençler tarafından sunulmasıydı. Talep belli: Daha iyi bir yaşam. Tabii ayaklanma bize bir kez daha şunu gösterdi ki “Hak verilmez, alınır.”
Yunanistandaki bu gelişmeler bizleri çok heyecanlandırdı, fakat bazı noktalara da vurgu yapmak gerekir. Öncelikle eylemlere anarşistlerin hakim olması. Bu biraz riskli bir durum. Gerçekten de anarşistler bizlere ne denli düzen karşıtı olduklarını ve savşçı ruhlarını gösterdiler, fakat eylemlilikler bir plan program dahilinde yürütülmediği için kısa zamanda yenilmesi veya kendiliğinden geri çekilmesi çok olası bir durumdur. Çünkü Anarşizm ideolojik olarak bir devrim perspektifinden uzaktır. Planlı bir ayaklanma burun kıvırdıkları birşeydir. Yunanistanda bir devrim anarşizmin önderliğinde imkansızdır çünkü kapitalist bir ülkede devrim işçi sınıfıyla organik bağları çok güçlü olan, bir sınıf partisi olan komünistlerin önderliğinde gerçekleşebilir.
Anarşist gençlerin daha hakim olduğu bu ayaklanma tamamen toplumsal bir ayaklanma olmaktan, kapitalizmin Yunanistanda kökünü kazıyacak bir ayaklanma olmaktan uzaktır. En büyük risk ise olası bir hükümetin devrilmesiyle eylemlerin sona ermesi ve herşeyin eskiye dönmesidir. Eğer böyle olursa Yunanistanda anarşistler ve devrimcileri çok zor bir dönem bekler çünkü burjuvazinin hakimiyetinin tam olarak tekrardan kurulması,ülkede baskıların ve ayaklanmacılara karşı şiddetin daha artacağının kaçınılmaz sonudur.
Ayaklanma işçi sınıfıyla bütünleşmelidir. Ancak o zaman kapitalizm yıkılabilir. Çünkü iktidarı alma perspektifi Marksist-Leninist idelojinin perspektifidir. İşçi sınıfı kendi iktidarını almak için mücadele etmezse, burjuvazi düzene hakim olmayı her zaman becerebilmektedir. Fakat bu eleştiriden şu anlaşılmamalı. Anarşistler tüm eylemliliklerden çekilsin. Bu asla böyle bir şey değildir sadece bu ayaklanmanın yöntemi daha farklı olmalıdır. Burada da Yunanistandaki komünistlere büyük görev düşmektedir.
Bir de Yunanistan Komünist Partisi’ne değinmek lazım. Bizim TKP'nin biricik dostu Yunanistan KP tüm bu olaylarda tarafsız kalmayı tercih etmiş, anarşistleri ve komünist yapıları provokasyonlara davetiye çıkarmakla suçlamış, devletle eylemciler arasında eşit mesafede durmuş, en sonunda da devletten teşekkürünü almıştır. Bir ayaklanma anında komünistlikte mangalda kül bırakmayan bu oportünist parti ne mal olduğunu herkese göstermiştir. Anarşitler ve komünistler bu düzen partisine karşı tepkilerini bir bildiriyle duyurmuşlardır ki bu kadar haklı bir tepki de olamaz zaten. Komünizmin adını kullanarak onun içini boşaltan bu ve benzeri partiler dünyanın her yerinde tarih sahnesindeki görevlerini eksiksiz yerine getirmektedir.’ ’Kapitalist düzenin komünist bekçileri !’’ olma görevi. İlginç değil mi?
Bunun gibi ayaklanmaların, komünistlerin ve proletaryanın önderliğinde, kapitalizmin var olduğu tüm ülkelerde bir gün gerçekleşeceğinin ve kapitalizmin tarihin derinliklerine atılacağının “bilimsel’’ umuduyla Yunanistandaki ayaklanmaları selamlıyorum.



Sverdlov

Hiç yorum yok: