10 Mayıs 2010 Pazartesi

Yine ve Bir Kez Daha Polis Terörü

Geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde arka arkaya iki ilde polis yine terör saçtı. Kuşadası’nda bir gencin sivil polis tarafından sokak ortasında başından vurularak ağır şekilde yaralanması ve Ahmet Türk’e yapılan saldırı Hakkari'de protesto edilirken oradan geçmekte olan 14 yaşındaki bir lise öğrencisinin polisler tarafından yerde sürüklenerek yaralanması bir kez daha polis terörünün geldiği noktayı gösterdi bizlere. Hakkında yakalama kararı olan Umut Tamaç adındaki 27 yaşındaki genç, bir sivil polis tarafından yakalandı ve önce darp edildi ardından yere düşen genci polis sokak ortasında infaz etmeye çalıştı. Kurşun gencin sol gözünün üstünden girerek çenesinin altından çıktı ve genç çevre esnafının müdahalesiyle hastaneye ulaştırıldı. Ateş eden sivil polis, olaya tanık olan esnafa 155’i aramasını söyledi. Olayın ardından gelen diğer polislerin ise


görgü tanıklarına tanıklık yapmamaları için baskı yaptıkları öne sürüldü. Ardından Aydın valisi Hüseyin Coş’un açıklamaları ise kimseyi şaşırtmadı, Coş polisin bu keyfi adam öldürme girişimini görev esnasında gerçekleşmiş üzüntü verici şansız bir olay olarak değerlendirdi. Güpe gündüz sokak ortasında yatan genci herkesin gözleri önünde rahatça öldürebilme potansiyeli olan eli silahlı haydutlar bizzat devlet tarafından görevlendiriliyorlar. Sınırsız yetkileriyle sokaktaki bütün kanun ve kuralı bu yüksek yetkili ve bir o kadar da kendini bilmez insanlar temsil ediyor. Rahatlıkları, devlet dediğimiz siyasi yapıyı olabildiğince nüfuzlu kılmaya çalışan bürokratlardan geliyor.
Bir diğer önemli gelişme ise Ahmet Türk’ün uğradığı saldırı ve ardından tırmanan olaylardı. Baştan sona bir polis-faşist işbirliği olan saldırı Kürtlere yönelik son zamanlardaki en önemli provokasyonlardan biriydi. Ardından gelişen olaylar da bu provokasyonun amacına ulaştığının göstergesiydi. 14 yaşındaki lise öğrencisi Halit Kurt, Ahmet Türk’e yapılan saldırıyı protesto etmek için gelen grubun arasında kaldı ve bu sayede polislerin şiddetine maruz kalmayı “hak etti”. Yerlerde sürüklenen ve elmacık kemiği kırılan lise öğrencisi sonunda suçsuz olduğunu ispatlamıştı ama artık çok geçti. Ardından bu olayla ilgili iki polis açığa alındı.
Yaşanan iki olay da polisin varlık nedenini ortaya koymakta. Hemen hemen her gün, televizyonlarda ve gazetelerde polis terörünün başka örneklerini görmekteyiz. Rüşvetin, zorbalığın ve orantısız şiddetin resmi olan polislik kurumu, hemen hemen bütün insanlar için bir korku vesilesi olarak görülüyor. Sorun polislerin bireysel olarak vurdumduymazlığından ya da rahatlığından kaynaklanmamakta, sorun polisliğe verilmiş olan yetkiler ve siyasi otoritenin polise yönelik göstermiş olduğu tavırdan kaynaklıdır. Siyasi iktidarların iç siyasette kullanabilecekleri en temel araç yılar boyunca devletin bütün bu pis işlerini üstlenen polislik kurumu oldu ve olmaya da devam ediyor. Bu kurum, yedi yıllık AKP iktidarı boyunca kadrolaşmanın en yoğun yaşandığı kurumlardan birisi haline geldi. AKP iktidarı da, öncesindeki siyasi iktidarlar gibi onu önemli bir araç haline getirdi. Zaman zaman açılıma gölge düşmemesi için durulan olaylar, seçime doğru gidilen bu günlerde milliyetçilik dalgasını yükseltmek için bir ivme kazanmak durumunda. Tıkanan açılım planları ve bozulan siyasi istikrar, kimi zaman bizzat polis eliyle kimi zaman da “derin” polis faaliyetleriyle Kürtleri tekrar bir çatışmanın içine doğru itmeye başlıyor.

Polis ya da diğer gizli devlet
örgütlenmeleri, devletin yasalar çerçevesinde gerçekleştiremediği eylemleri illegal yollarla yapan ve buna iş kazası adını veren kurumlardır. Geçmişten bugüne, yapılan katliamlar ve korkutmalarla burjuva devlet elini güçlendirmiştir. Birçok katliam bürokratların talimatlarıyla bizzat polis tarafından gerçekleştirilmiştir, ardından birkaç kişi görevden alınır ve olayın üstü örtülüverir. Bürokratların bugün hala polisi korur tavırda olması, bu insanlık dışı zorbalığın hala devam ediyor ve edecek olduğu anlamına gelir. Polislik kurumu baştan sona burjuva devletin önemli aygıtlarından biri olarak kapitalizmin çıkarlarının muhafızıdır. Ona yönelik her hamle kapitalizmin bu silahlı gücü tarafından izlenir ve yok edilir. Halkın düzenini koruma palavrası polisin kendi meşruiyetini gösterme çabasından ibarettir. Devletin resmi ideolojisini benimsemeyen herkes polis terörünün hedefindedir. Bugün uygulanan baskı ve şiddetin nedeni, burjuvazinin çıkarlarını korumak ve düzenin dışında olan kitleleri hizaya getirmektir. Burjuvazinin kontrolünde olan polise ve devletin resmi ideolojisi olan kapitalizme karşı yürütülecek olan mücadele, her geçen gün burjuvazi tarafından daha fazla sömürüye maruz bırakılan işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle verilecektir.



Homo homini lupus

Hiç yorum yok: