10 Mayıs 2010 Pazartesi

Bir Şair: Cemal Süreya

Yıl 1931'di Cemalettin doğduğunda, yani Dersim Ayaklanması'ndan altı yıl önceydi. Bu insan sadece yedi yılını, hayatına damgasını vuran birkaç kelimeden biri olan “sürgün” sıfatından yoksun geçirdi, hayal meyal hatırladığı yedi yılını ait olduğu topraklarda, “burası benim” diyerek sadece yedi yılını geçirebildi. Bir doğum günü vardı onun da elbet, fakat bilmiyordu. 10 Ağustos'ta da kutladı, 4 Mart'ta da, sırf sevdikleriyle yan yana kutlansın diye.



Sürgün yeri Bilecik'ti. Aslında iyi davranırlar Cemal'in ailesine orada, bir akrabadan öte olurlar. Fakat sürgünün daha altıncı ayında Cemal'in annesi hayatını kaybeder. Annesi daha 23 yaşındadır.


Annesinden hafızasında kalan, anlattığı Aslı ile Kerem hikayeleri ve bizimle paylaştığı birkaç dize: “annem çok küçükken öldü / beni öp sonra doğur beni”.

Cemal daha altı yaşında başlamıştır kadınlara ilgi duymaya fakat ilk adamakıllı tutuluşu ortaokul sıralarına denk düşer. Okulun en güzel kızıyla, okulun gözde öğrencisi hiç konuşmasalar da aşıktırlar. Cemal'in tuttuğu aşk defterleri bütün duygularını açığa vurduğu yerdir. Bu aşk bir yerlerde saklı dururken Cemal ortaokulu bitirir ve Haydarpaşa Lisesi'ne devam eder. Lisede şair kimliğini iyiden hissetmeye başlamıştır. İlk başlarda eski şiire yakın bulsa da kendini, daha sonra aruzu küçümsemeye başlar ve ilerici bir şiiri üniversiteyle birlikte keşfeder.

Üniversite... Cemal artık bir mülkiyeli. Ankara'da geçireceği bu dört sene onun bütün hayatını etkileyecek. İlk yayımlanan şiiri 'Şarkısı-Beyaz' burada yazılır ve Ocak 1953'te Mülkiye Dergisi'ne konur. Ve bu ilk şiir bir kıvılcım gibidir, peş peşe şiirler çıkar gelir ardısıra. Üvercinka kitabında bulabileceğimiz bu şiirler dil duyarlılığı bambaşka bir şairin müjdecisidir bize. Erotik bir lirizmi, yanında ince alayı ve bambaşka anlamlar yüklenmiş kelimeleri bize sunan bir şiirdir onun şiiri, o güne kadar hiç görülmemiş. O yılların edebiyat dergilerinde yayımlanan şiirleri herkes tarafından konuşulur tartışılır olur.

Cemal'in ortaokulda tutulduğu ilk kadın demiştik Seniha için. O artık onun karısı. Yıllardır süregelen bu hayallerle süslü romantik ilişki nikah kıyılarak daha resmi bir hal alır. Fakat uzun sürmez evlilik, aşkın üstünü örttüğü tartışmalar iyiden iyiye bir sorun haline gelmiştir. Artık önü alınamayan kavgalar ayrılığın habercisidir. 'Üvercinka' denen gizemli kadın bu dönemin ürünüdür. 'Güvercin kanadı'nın kısaltılmasıyla oluşturulmuş bu sözcük, o “kelimeyi zorlayan” Cemal şiirini en güzel şekilde özetler.

Bu yeni şair, edebiyat ortamlarından da uzak kalamaz elbette. O dönemlerde çok yaygın olan edebiyat matinelerinde rastlanır ona ve tabii Baylan Pastane'sinde de. 1950'li yıllarda sanatçıların buluşma mekanı olan Baylan'da şairler, tiyatrocular, romancılar, öykücüler, eleştirmenler toplanır ve sanat üzerine uzun sohbetler gerçekleştirirler. İşte tam bu sıralarda Cemal Süreya'nın, Edip Cansever'in, Turgut Uyar'ın başını çektiği yeni şiire Muzaffer Erdost tarafından bir ad konur: İkinci Yeni. Fakat bu şairler hiçbir zaman bir araya gelip akımın sınırlarını çizmek için bir tartışma yapmamıştır, hatta çoğu birbirini doğru dürüst tanımaz bile, fakat şiirleri gizemli bir dille birbiriyle ilişkilidir. İkinci Yeni üzerine çok yazılıp çizilir, tartışılır. Eleştirilerin yoğunlaştığı nokta Demokrat Parti diktasından kaçış olarak soyut şiirin seçilmesidir. Bu eleştirilerin isabetli noktaları elbette vardır fakat bu akıma, şiirin ihtiyacı olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Evet, İkinci Yeni birçokları tarafından tutulur, sevilir ama doğal olarak karşıtları da vardır. Dergilerde karşılıklı yazılan yazılarda bu tartışmalar sürer gider. Attila İlhan'ın İkinci Yeni Savaşı ve Asım Bezirci'nin İkinci Yeni Olayı adlı kitaplarıysa bu akıma karşı duran iki önemli kitaptır. İkinci Yeni şiirinin özellikleri arasında kelime ve dizenin öneminin önceki şiire göre artması, cansız varlıklara soyut düzlemde canlılık kazandırılması ve toplumsal duyarlılıktan bireysel duyarlılığa geçiş sayılabilir.

Üvercinka kitabı 1958'de basılır ve 1959 Yeditepe Şiir Armağanı'nı Arif Damar'la paylaşır. İkinci Yeni'nin anayasası diyebileceğimiz bu kitabın en göze çarpan özelliklerinden biri günlük konuşma dilini şiire başarıyla yedirebilmesidir. Bir başka özellik ise o yıllarda pek rastlanılmayan erotizmi cesurca okura sunmasıdır. Bu özellikler sıralanır gider fakat Cemal'i diğer İkinci Yeni şairlerinden ayıran bir nokta vardır ki, o da toplumculuğudur. Bu toplumculuk masanın arkasına saklanmış bir çocuk gibidir ve onun şiirinde gizliden parlayıverir. Bu toplumcu yönünü yaşamının son yıllarına kadar biraz geride tutar, sebebiyse bir türlü kurtulamadığı “sürgün” sıfatıdır. “ben nerde bir çift göz gördümse / tuttum onu güzelce sana tamamladım / sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu / bir bunun için yaptım“, “iki gemiciynen van gogh'dan aşırılmış / bir kadının yüzü kaçıyordu yetişemedim / ben ömrümde aşk nedir bilmedim / süheyla'yı saymazsak ha ha ha...“


Üvercinka kitabında 5 yılda yazılmış 32 şiir vardır, ikinci kitap Göçebe'de ise işler farklı. 7 yılda yazılmış 17 şiir. Bunun tabii ki çeşitli sebepleri vardır. Üvercinka'da ne kadar toplumculuk olursa olsun büyük çoğunluğu aşk şiirleridir. Göçebe daha geniş bir alana yayılmıştır. Ayrıca uzun şiir yazmayı da becerebilmiştir bu kitapta şair. “Göçebe” ve “Ülke” şiirleri buna çok güzel örneklerdir. Bu kitap da 1966 TDK Şiir Armağan'ını kazanmıştır. Yeni kitabında şiirin içerisine coğrafya sokmuş ve daha somut şiire yaslanmış bir Cemal Süreya vaardır. Kitabın bir diğer özelliği ise 1960 Anayasası'nın ilk zamanlarında yazılmış olmasıdır. “sen tutar kendini incecik sevdirirdin / bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa / yalnız aşkı vardır aşkı olanın / ve kaybetmek daha güç bulamamaktan / sen yüzüne sürgün olduğum kadın”.

Cemal Süreya'nın hayatında en çok önem verdiği işlerden biri de dergiciliktir. İlk dergicilik macerasıysa bu yıllarda Papirüs'le gerçekleşir. Yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs'e 1966'da tekrar dönüp 47 sayı daha çıkarır. Cemal'in, o sayısını tam olarak bilemediğimiz evliliklerinden biri de bu yıllarda Zuhal Tekkanat'la olur. Şiirseverlerin Elif Sorgun adıyla tanıdıkları bu kadın Cemal'in hayatındaki en büyük umutlardan ve en büyük sorunlardan biri olan oğlu Memo'nun annesidir. Bu birliktelik de uzun sürmez ve Güngör Demiray'ı hayatının kadını diyerek karşılar. Ne yazıktır ki bu birlikteliğin sonu da diğerleri gibidir. Bütün kadınlar “Bayan Nihayet”tir onun için. Hep son diye başlar fakat hiç son olmaz. Fakat Birsen Sağnak “Bayan En Nihayet” olur onun için. Ve hayatının sonuna kadar onunla evli kalır. O günlerden bir hatıra: “herkes az buçuk sarhoş / herkes bir şeyler söylüyor / ama yalnız ikimizin sözcükleri / sarmaşdolaş“.

Yıl 1973. 12 Mart döneminde yayımlanan bir kitap gelir Cemal'den: 'Beni Öp Sonra Doğur Beni'. Kitapta Cemal'in toplumculuğu fazlasıyla belirginleşir. Özellikle kitabın 'Ortadoğu' bölümü çok net bir özettir. Onun şiiri artık olgunlaşmıştır. Şiirini çok ince bir ayıklama sürecinden sonra ortaya çıkardığı için hiçbir sözcüğü atamaz veya yerini değiştiremezsiniz. Ve artık tarihi özümsemiş bir şairle karşı karşıyayızdır. “biz kırıldık daha da kırılırız / kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza“.

Cemal Süreya şiirin yanında düzyazı alanında da önemli işlere imza atmıştır. Şiir üzerine yazdığı denemeler bir kenara kendinin izdüşüm olarak adlandırdığı yazılar benzersizdir. Genel olarak portre diye anılan bu türde Cemal biraz farklılaşmıştır. Örneğin bir insanın yüzünü görmeseniz dahi o insan hakkında duyduklarınızla kafanızda oluşanları kağıda aktarabilirsiniz. Bu yüzden bunun adı portre olmaz, izdüşüm olur. Bu yazılar da ismi önceden belirlendiği gibi '99 Yüz' adlı eserde kitaplaşır.


Ve son durak: 'Sıcak Nal' ve 'Güz Bitigi'. Şiirinde gördüğümüz ince alayı kitap çıkarmaya da yansıtmıştır Cemal Süreya. 31 Mart'ta Sıcak Nal'ı, 1 Nisan'da Güz Bitigi'ni yayımlayarak iki gün üst üste kitap yayımlayan tek şair olmuştur. Sıcak Nal bir harmanlamadır. Bütün kitaplarını hem biçim hem üslup bakımından karıştırıp bir son söz bırakmıştır bize. Güz Bitigi ise sonu 'keşke yalnız bunun için sevseydim seni' dizesiyle biten 20 şiiriyle kalır aklımızda. Yalnız burada “keşke” kelimesi pişmanlık anlamında değil de daha çok sevmek isteyen bir adamın yakarışı olarak çıkar karşımıza. “iki kalp arasındaki en kısa yol / birbirine uzanmış ve zaman zaman / ancak parmak uçlarıyla değebilen / iki kol / an ki fıskiyesi sonsuzluğun / keşke yalnız bunun için sevseydim seni“.

Cemal şiirini özetlersek, şiirinin en genel özelliği erotizmdir. Fakat bu yavan bir erotizm değildir. Örneğin bir kadını çıplak düşünebilirsiniz ama Cemal bütün kadınları, daha doğrusu kadınlığı çıplak düşünebilmiştir. Onun ötesinde bir coğrafyayı çıplak düşünebilmiştir, bir toplumu çıplak düşünebilmiştir. Tuhaf gelebilir fakat Afrika'yı çıplak düşünebilmek pek de kolay değildir. Şiirimiz tıkandığı anda kendini var eden bir peygamberdir Cemal Süreya. “ölüyorum tanrım / bu da oldu işte / her ölüm erken ölümdür / biliyorum tanrım / ama, ayrıca, aldığın şu hayat / fena değildir / üstü kalsın“.

ihka

1 yorum:

Adsız dedi ki...

harika bir yazı olmuş, elinize sağlık.