13 Mayıs 2013 Pazartesi

Emek Sineması eylemi ve polis müdahalesi


7 Nisan’da Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde Emek Sineması’nın yıkılmasını protesto eden binlerce kişi polisin saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Yürüyüşe pek çok oyuncu, yönetmen ve yazar katıldı. Saat 16.00’da toplanan grup “Emek bizim İstanbul bizim” sloganlarıyla yürüyüşe geçti. Yaklaşık iki bin kişilik grup Emek Sineması’nın olduğu sokağa girmek isteyince polis biber gazı kullandı ve cadde boyunca tazyikli su sıkarak kalabalığı dağıttı. Olayda İstanbul Film Festivali’nde Jüri olan Berke Göl ve diğer üç kişi gözaltına alındı. Pek çok kişi polis tarafından darp edildi. İstanbul Üniversitesi’nden bir kadın öğrenci de tazyikli suyun etkisiyle yere düşüp polis tarafından defalarca tekmelendi. Sadece eylemciler değil o sırada orada bulunan yurttaşlar da biber gazından ve sudan etkilendiler.
20 Nisan’da ise tutuklanan 4 kişi hakkında “görevi yaptırmamak ve direnme” ile “toplantı ve yürüyüş” kanununa muhalefet suçlarından 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. 
Yapılan sert müdahalenin ardından pek çok sanatçı, yazar, kurum ve kuruluş olaya tepki gösterdi. Son derece meşru olan bir eyleme böylesi sert bir polis saldırısı hükümetin ne kadar pervasızlaştığının bir ifadesidir. Kapitalistlerin rantsal çıkarları için kültürel alanları sermayeye peşkeş çeken AKP hükümeti, burjuvazinin çürümüşlüğünün en somut örneğidir ve o bu yüzden karşısına çıkan muhalefete azgınca saldırmaktan geri durmamaktadır.
Olayların ardından durumu değerlendiren Hüseyin Çelik her zamanki “devlet ağzını” kullanarak, yapılan müdahaleyi demagojik söylemleriyle meşrulaştırmaya çalıştı. Çelik, kendince bir suçlu hedef kitlesi yaratarak, ortada polis terörü değil “marjinal” grupların sabotajı varmış gibi gösterme derdindeydi.
AKP'nin, Emek Sineması’na gözünü dikmesinin altında ise kentsel dönüşümle birlikte sermaye gruplarının rant elde etme isteği var. Artık yeni sinemalarla rekabet edemeyecek olduğu söylenen Emek Sineması'nın, yıkılıp yerine daha fazla kâr getiren bir alışveriş merkezinin kurulması planlanıyor. Dünya çapında küresel kapitalizmin bugün geldiği noktada, kentlerin, tüketim, turizm, eğlence ve finans odaklı planlandığı ve yeniden inşa edildiği bir gerçektir. Türkiye’de bu süreç AKP iktidarı ile hızlandı ve ülke çapında kentsel dönüşüm projeleri uygulamaya kondu; bu bir strateji haline geldi.
Türkiye ekonomisinin “can damarı” olan inşaat sektörünün ihtiyaçları elbette bu olgunun önemli bir parçası. Kentsel dönüşüm projeleriyle işçi ve emekçiler gecekondu mahallelerinden uzaklaştırılıp kent dışına sürüklendi ve onların boşalttığı yerlere alışveriş merkezleri, plazalar, şirketler ve lüks konutlar dikildi. Tabii bu uygulamalar sırasında pek çok tarihi ve kültürel alan da tahrip edildi. Bu uygulamalarla kâr ve rant elde etmeye doymayan şirketler ve devlet bu kez tarihi-kültürel alanlarda da dönüşüm çalışmalarına başladı. Bunu yaparken de kenti kültürsüzleştirmek, tek tip ‘modern’ yapıları inşa edip toplum hafızasını silerek insanları tekdüzeliğe itmek başlıca görev oldu.
Beyoğlu, biliyoruz ki gerek mimari yapısıyla, gerek tarihi misyonuyla İstanbul’un belleğinde çok önemli bir semt. Burjuvazinin rant politikalarından nasibini alan Beyoğlu bölgesi, özellikle Tarlabaşı'nın kentsel dönüşüm kapsamına alınmasıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Ayrıca Emek Sineması'nın yıkımı ve yerine yapılacak olan alışveriş merkezi projesinden önce, Demirören AVM'nin inşaatı da gündemde yer almıştı. 
Bununla birlikte bilinen bir gerçek var ki, o da Emek Sineması'nın yıkımının bu uygulamaların son örneği olmayacağıdır. Kentsel dönüşüm kapsamında, pek çok tarihi, kültürel mekân çok daha fazla kâr elde etmek için yok edilecek. Çünkü AKP'nin başını çektiği ve onun açtığı yolda kentleri adeta yağmalayan vurguncu burjuvazi için fazla kâr getirmeyen hiçbir bölgenin veya mekânın kültürel-estetik açıdan bir değeri yoktur! Kentleri toplumun ihtiyaçlarına göre, toplumun kültürel-tarihsel hafızasının cisimleştiği alanları koruyarak yeniden inşa etmek için kâr amaçlı üretime dayalı kapitalizme ve burjuva egemenliğine son verilmesi mücadelesi yükseltilmelidir.                                                                                                                                
Leyla Koç

Hiç yorum yok: