12 Aralık 2011 Pazartesi

Bir Dönem Katledilen Gazetecilerin Hikayesi: Press


1990'lı yıllar... Kürt hareketinin yükselişe geçtiği, devletin Kürt illerinde olağanüstü hal (OHAL) ilan ederek şiddet, baskı ve terörü azami düzeye çıkarttığı bir dönem. Kürt halkı Türkiye Cumhuriyeti devletinin yıllardır uygulamış olduğu siyasi-ulusal baskıya, inkar ve asimilasyoncu politikalara, anti-demokratik uygulamalara karşı kitlesel gösteriler düzenleyerek ulusal-demokratik haklarını talep ederken, devletin buna cevabı askeri-polis gücünü kullanarak en sert şekilde kitlesel gösterileri bastırmak, gözaltı ve tutuklama dalgasını yükseltmek, sokağa çıkma yasağı getirmek, köy yakmak-boşaltmak ve Kürt siyasetçileri ve aydınları hedef alan “faili meçhul” cinayetler gibi insanlık dışı uygulamalara başvurmak oldu.  Devlet içerisinde kurulan gizli örgütlenmelerle devlet adına hareket eden TSK bünyesinde kurulmuş olan ve daha sonra inkar edilen JİTEM elemanları ve devletin kendi eliyle yaratıp kendi eliyle ortadan kaldırdığı Hizbullah militanları işbirliği içerisinde tehdit, şantaj, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, cinayet işleme gibi pis işleri ortalığa saçıyordu. Devlet şiddet ve baskıcı yüzünü göstererek Kürtlere adeta nefes aldırmak istemiyordu.

Tüm bu olup bitenler Fırat'ın doğusunda yaşayanların gözleri önünde cereyan ederken Fırat'ın batısında yaşayanların ana akım burjuva medyanın devletin istediği yayın politikasına uygun olarak şovenist-milliyetçilik aşılayan haberleriyle Kürtlere karşı düşman algısı yerleşiyordu bilinçlerinde.  Burjuva medya basın ilkesi ve gazetecilik etiğine aykırı olarak devletin bir organı gibi çalışıyordu. Ana akım burjuva medyanın karşısında Özgür Gündem gazetesi çalışanlarının bölgede gelişen olayları takip ederek devletin ve medyanın gerçek yüzünü teşhir etmeye çalışan bir yayın politikası izlemesi; tehditlere ve baskılara maruz kalmalarına ve hatta hayatlarına mal olmuştu. 1992'de yayın hayatına başlayan ve 1994'de kapatılan Özgür Gündem gazetesinin iki yılda 27 çalışanı öldürüldü. İşte bu dönemde, karanlıkta bırakılan, öldürülen gazetecilerin hikayesini gün ışığına çıkartıyor Press filmi.

1990'lı yılların ilk yarısında, Özgür Gündem gazetesinin Diyarbakır'daki bürosunda bir grup gazeteci gerçeğin peşinden gitme cesaretleriyle elde ettikleri belgeleri, fotoğrafları ve haber yaptıkları yazılarını İstanbul'daki merkez büroya göndermek gibi bir çalışma yürütürler. Ancak gazeticilerin bu çalışması devletin kirli işlerini açığa çıkarttığı için, devletin yaklaşımı işkence, tehdit ve baskılarla engellemek ve bunun da ötesinde “bu işi yapıyorsan ölümden korkmayacaksın” tehditi ile gazeteciler susturulmaya ve sindirilmeye çalışılır. Devlet, gazetecilik çalışmasının, gerçeklerin peşinde koşarak haber yapmak değil, “holding” gazeteleri gibi yaşananları görmezden gelmek ya da çarpıtılmış haber yapmak olarak varolmasını istemektedir.

Gazeteci Faysal, Yüksekovada'daki çocuk kaçırma olayını haber yaptıktan sonra tek kurşunla öldürülür. Gazetecinin ölüm haberini yine gazeteci arkadaşı yapar. Bu olayın üstüne büronun basılması da eklenince moraller iyice bozulsa da kısa sürede toparlanırlar ve kaldıkları yerden çalışmaya devam ederler. Bu arada diğer gazetecilerin tehdit edilmesi devam eder.

O dönem, Özgür Gündem gazetesinin tirajı 45.000 civarındadır. Kürt halkının sahiplendiği gazete, devletin yasaklayıcı duvarına çarpar; bölgenin OHAL valisi tarafından Diyarbakır'a girişi yasaklanır ve gazetenin toplatılması kararı alınır. Bu karar gazetenin dağıtılmasına engel olamaz, çünkü haber yapmanın yanı sıra gazetenin dağıtılması görevini de gazete bürosu üstlenir. Gerilla abisini çatışmada kaybeden genç yaştaki Ferhat, gazetecilik mesleğine de ilgi duyarak Kürt çocukları ile birlikte her türlü engellemelere rağmen Diyarbakır'ın dört bir yanına gazete dağıtımını yapar. Tutuklamaların ve gazetecilerin ölümlerinin ardından düşünsel ve pratik çalışma anlamında kendini geliştirmiş bir tek Ferhat kalır bir grup gazeteciden geriye.

Sedat Yılmaz'ın yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Press filmi, "Ulusal Yarışma Jüri Özel Ödülü", "İnsan Hakları Jüri Özel Ödülü" ve FIPRESCI ödüllerine layık görülerek üç ödül birden aldı. İlk filmi ile Sedat Yılmaz filmdeki başarısı nedeniyle olumlu tepkiler aldı. Sedat Yılmaz filminde gazetecilerin öyküsünü anlatırken duygusallıktan uzak bir şekilde Kürt mizahını da kullanmayı ihmal etmemiş. Press filminin ardından 12 Eyül askeri darbesinde işkenceyle öldürülen bir devrimcinin hikayesini anlatan bir film daha yapma yolunda ilerliyor Yılmaz. Türkiye'nin siyasi tarihinden gerçeklerin karanlıkta kaldığı onlarca olaydan onlarca film çıkartmak mümkün ve bu çaba, geniş kitlelere hitap ederek izleyicilerin üstü örtülen gerçeklerle buluşmasını sağlamakla kalmaz sadece, aynı zamanda Türkiye'deki sinemanın önünü açar ve zenginleşmesini sağlar.

Bugün de öncüllerinin devamı olarak AKP hükümeti Kürt ve devrimci-sosyalist basın üzerinde yasaklayıcı politikalarıyla muhalif basını susturmak için var gücüyle çalışıyor. AKP hükümeti döneminde Azadiya Welat,  Özgür Gündem ve birçok sosyalist yayın onlarca kez kapatıldı ve tehdit edildi. Son zamanlarda dalga dalga KCK operasyonu adı altında binlerce BDP'li siyasetçi ve yönetici, gazeteci, akademisyen, öğrenci ve avukat gözaltına alınıp tutuklandı. Cezaevleri siyasi tutuklarla dolup taştı. Türkiye şu anda tutuklu gazeteciler sıralamasında dünyada birinci durumda.

Başbakan ve kurmayları, bu operasyonlar düzenlenirken burjuva medyanın desteğini almak için medya patronlarıyla toplantılar düzenleyerek nasıl bir yayın politikası izlenmesi gerektiği dersini veriyor. AKP'nin destekçisi sermayenin kalemşörleri tarafından ağızlarından düşürmedikleri insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü ve basın-yayın özgürlüğü AKP hükümeti döneminde bir kez daha ayaklar altına alınıp çiğneniyor. Bugünün dünden tek farkı belki de muhalif politikacıların ve gazetecilerin öldürülmemesidir. Ancak bizim şundan hiçbir şüphemiz yok ki, Kürt halkının ve devrimci işçi sınıfının kitlesel hareketlerine tanık olduğumuz zaman, burjuva devlet geçmişte nasıl ki sokak ortasında gözaltına alıp işkence ve cinayetler işlediyse yine aynı şekilde aynı vahşi yüzünü gösterecektir, bundan hiç şüphemiz olmasın!
                                                                                                          

meso

Hiç yorum yok: