*Not:
11.02.2009
tarihinde "toplumsalesitlik.org" adresinde yayınlanan bu
yazıyı tekrar yayınlıyoruz. İçinden geçtiğimiz dönemde,
özellikle küresel krizin derinleştiği ve "kemer sıkma
politikaları" adı altında işçi sınıfına ve emekçi
kesimlere dönük olarak, burjuvazinin yürüttüğü kapsamlı
saldırılara karşı Marksist devrimci bir dünya partisinin
inşasının yakıcılığı her geçen gün artmaktadır. Dünya
partisinin inşasına omuz verecek olan öğrencilerin ve genç
işçilerin Marksist hareketin tarihini tüm gerçekleriyle öğrenmesi
ve bu tarihi sahiplenmesi adına Lev Sedov'un 1936 yılında Moskova
duruşmaları üzerine yazmış olduğu "Kızıl Kitap" çok
önemli bir değer taşıyor. Bununla birlikte, son dönemde
Marksizme/Troçkizme dönük olarak eski iftiracı ve düzeysiz
kampanyalar yeniden örgütlenmeye başlamıştır. Dolayısıyla
Kızıl Kitap'ın dünya Marksist hareketinde çok önemli bir
kırılmayı da içeren gerçek bir siyasi tarihi değerlendirmeye
dayanan bir kaynak olması itibariyle, bu gerici ve Marksizm düşmanı
kampanyalara karşı önemli cevaplar taşıdığını düşünüyoruz.
İyi okumalar dileriz.
5 Mart 2013 Salı
“Zengin Mutfağı” gösterimden kalktı
1977
yılında
ilk kez sahnelenen, Vasıf Öngören’in yazdığı ve günümüzde
Şehir Tiyatroları’nda tekrar gösterime sunulan Zengin Mutfağı
gerçekleşen bir provakasyon sonucu gösterimden kaldırıldı.
Aslı Öngören’in yeniden tiyatro sahnesine aktardığı oyun, faşist bir grup tarafından kurt işaretleriyle geçtiğimiz ay protesto edilmiş ve oyun esnasında yapılan sözlü tacizlerle oyunun oynanması engellenmeye çalışılmıştı. Bu girişime tüm salon tarafından tepki gösterilirken, provokatörler alkışlı protestolarla salondan kovulmuştu. Ve yaşanılan bu olay bahane edilerek oyun gösterimden kaldırılmıştı.
Yolsuzluk belgeleri ve üniversite yönetimlerinde çürümüşlük
Yaptığı
birçok eylemle kamuoyunda ses getiren sosyalist hacker grubu
Redhack, kısa zaman önce YÖK dosya sisteminden yetkililer
tarafından adeta halı altına süpürülen belgeleri ortaya
çıkarmasıyla birlikte dikkatleri tekrar üzerine çekmişti.
Redhack gerçekleştirdiği eylemle, muhalif ODTÜ öğrencilerine ve
akademisyenlere karşı, birçok üniversite yöneticisinin ve YÖK
yetkililerinin katılımıyla sözüm ona kurulan “Kutsal
İttifak'ın” dayandığı temelleri de bizlere belgelemiş oldu.
Redhack;
YÖK
dosya sisteminden 60 bin belgeyi ele geçirdi ve bunları
yayınladı. Bu belgeler sayesinde üniversite yöneticilerinin
düzenle kurduğu kokuşmuş bağların ne kadar ileri gittiğini
görmüş bulunuyoruz.
Küresel kriz ve patronların artan saldırıları üzerine
Küresel
ekonominin 2008’deki krizinin ardından
içinde bulunduğumuz dönem içinde pek çok ülkede ve çeşitli
sektörlerde işçilere yönelik büyük bir kıyım başlatılmış
durumda. Bu kriz dönemi içinde en büyük işten atma
saldırılarının özellikle sanayi sektöründe artış
gösterdiğini ve bu sektörlerin büyük bir bunalım içinde
olduğunu görüyoruz.
Ocak
ayında
Yurtiçi Kargo’nun İstanbul, Ankara ve Konya’daki işyerlerinde
çalışan 60 işçi işten atıldı. Şirketin işten atma gerekçesi
“iş daralması ve performans düşüklüğü” ama gerçekte
işçiler DİSK’e bağlı Nakliyat-İş sendikasında
örgütlendikleri için işten atıldılar. İşe geri alınmak için
savcılığa suç duyurusunda bulunan işçiler direnişe geçti ve
yurtiçi kargoya boykot çağrısı yapıldı ancak bu sürece kadar
bir sonuç alınamadı.
Taral
Tarım
Makina ve Aletleri Fabrikası’nda 27 işçi DİSK’e bağlı
Birleşik Metal-İş Sendikası'na üye olduklar için işten
çıkarıldı. 8 Şubat’ta fabrika önünde basın açıklaması
yapan işçiler “işe sendikalı olarak dönme” talepleri
karşılanana kadar fabrika önündeki bekleyişlerinin süreceğini
belirttiler. İşten atılan işçiler basın açıklamasını hala
fabrikada çalışmakta olan işçi arkadaşlarıyla
gerçekleştirdiler.
Erkek egemenliğine ve kapitalizme karşı toplumsal eşitlik mücadelesinde birleşelim!
Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” vurgusunu öne çıkarmak her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Egemenler işçi sınıfının tarihsel olarak en önemli mücadele günlerinden biri olan 8 Mart’ın gittikçe daha çok içini boşaltmaya çalışıyorlar. Kapitalist tüketim çılgınlığıyla sınıfsal özünü boşaltma çabası veren egemenlere karşı 8 Mart’ın işçi sınıfının birleşik mücadele günü olduğunu vurgulamak büyük önem taşıyor.Emekçi kadınlar, işyerinde, fabrikada ve evde çalışan tüm kadınlardır. Onlar, dünyanın her yerinde başbakan veya bakan olarak ya da büyük şirket ve bankaların sahibi, yöneticisi olarak bu sistemin ve cinsel baskının sürdürücüsü olan kadınlar değiller. Emekleri sömürülen, evde, işte, okulda ve sokakta taciz edilen ve tecavüze uğrayan; geceleri sokağa çıkamayan, şiddet gören, bedenlerini satmaya zorlanan ve katledilen kadınların ve lgbt’lerin ezilmelerinin nedeni tüm kurumlarıyla erkek egemenliğini savunan burjuva toplumdur.Cinsel baskı ve eşitsizliğin kökeni üretim araçlarının özel mülkiyeti üzerine kurulu sınıflı toplumlardır ve onun en gelişmiş hali olan kapitalizmin kadın-erkek tüm işçi sınıfı eliyle ortadan kaldırılması sorunun çözümünün başlangıcı anlamına gelecektir.
16 Aralık 2012 Pazar
7 Kasım 2012 Çarşamba
5 Kasım 2012 Pazartesi
3 Kasım 2012 Cumartesi
Türkiye’de Yüksek Öğretim ve YÖK
12 Eylül rejiminin bir kalıntısı olan Yüksek Öğretim
Kurumu (YÖK), askeri diktatörlüğün üniversiteleri/ üniversite öğrencilerini
disipline etmek ve yüksek öğretimi serbest piyasa ekonomisine dahil etmek için
oluşturduğu bir kurumdur. YÖK, siyasi iktidarda yaşanan değişikliklere ve
ekonominin ihtiyaçlarına paralel olarak zaman içinde bir değişim yaşamakla
birlikte, öz olarak kurulduğu andan itibaren bu işlevlerini
sürdürmektedir. Bununla birlikte,
özellikle 28 Şubat sonrasında ve AKP iktidarının ilk yıllarında YÖK üzerinden
yaşanan iktidar mücadelesi, bu kurumun sadece öğrenciler üzerinde bir baskı
aygıtı olmadığını; burjuvazi için kapitalist sistemin ekonomik ve ideolojik
yeniden üretimi açısından vazgeçilmezliğini gözler önüne sermiştir.
Tom Henehan’ın Öldürülmesinin 35. Yılı
Ekim 2012,
Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin ABD’deki şubesi Sosyalist
Eşitlik Partisi’nin (SEP) önceli İşçiler Birliği’nin Siyasi Komite üyesi Tom
Henehan’ın öldürülmesinin otuz beşinci yıldönümü.
Tom, 16 Mart
1951’de Wisconsin eyaletinin Milwaukee kentinde doğmuştu. Yaşamını işçi
sınıfının siyasi eğitimine ve kurtuluşuna adamış olan Tom, Mart 1973’te İşçiler
Birliği’ne katılmıştı.
Tom,
partideki dört yıllık yaşamı boyunca ABD’de ve uluslararası düzeyde gençlik
hareketinin gelişiminde önemli bir rol oynamıştı.
Küreselleşme ve Üniversitelerin Dönüşümü
Üniversiteler, geçmişte de
sermayenin nitelikli/beyaz yakalı işgücü ihtiyacının başlıca karşılayıcısı
işlevini yerine getiriyorlardı. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında, tüm
dünyada üniversiteler işçi sınıfından gençlerin de gidebileceği şekilde
dönüştürüldü. Bunun nedeni, kapitalizmin, artık toplumun geniş kesimini
oluşturan işçi çocuklarına da ihtiyaç duymasıydı. Dönemin ulusal pazar üzerinde
yükselen ithal ikameci kalkınma modeli çerçevesinde, her bir ülkenin burjuvazisi
ağırlıklı olarak kendi ulusal pazarındaki sermaye birikimini geliştirmek ve
ihtiyaç duyduğu işgücünü buna uygun biçimde üretmek gerekliliğiyle karşı
karşıyaydı.
Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Öğrenciler’in (ABD) İlkeler Bildirgesi - 2011
İnsanlık, 21. yüzyılın ikinci on
yılına işsizlik, savaşlar, eşitsizlik ve yoksulluk ile kuşatılmış şekilde
girdi.
Teknolojideki ve iletişimdeki
büyük ilerlemelere rağmen, ABD’de 25 milyon insan işsiz. Dünya çapında,
milyarlarca insan açlık içinde ve insanlık sonu gelmeyen savaşlarla karşı
karşıya.
ABD yönetimi (hem federal hem de
merkezi düzeyde), bankalara trilyonlarca dolar verdikten sonra, eğitimde ve
diğer sosyal harcamalarda daha önce tanık olunmadık kesintileri dayatıyor. Bu
arada mali seçkinler, bir aristokrasinin ruh hali ve kibriyle, kendi
krizlerinden işçi sınıfı zararına zenginleşmek için yararlanmaktadır. Her iş
yerinde, doğrudan zenginlerin yararına ücretler düşmekte ve işyükü artmaktadır.
Çalışanlara yönelik bu savaşa,
dışarıdaki savaşlar eşlik ediyor. Bush’un “21. yüzyıl savaşları”nı devam
ettiren Obama, aralarında İran ve Çin’in de bulunduğu birçok ülkeye yönelik
tehditlerle birlikte, Afganistan’da bir “akın” ve Libya’ya karşı yeni bir
emperyalist savaş başlattı.
Toplumsal Eşitlik ve Özgür Emekçiler Üniversitesi İçin
Üniversitelerde gerçekleştirilen yeni-liberal
dönüşümlere, YÖK'e ve onun atadığı rektörlere karşı nasıl mücadele edileceği ve
alternatifi ne üzerinden inşa edeceğimiz, üniversite bileşenleri açısından hayati
önem taşıyor. Bu mücadeleye girmeden önce şu soruların yanıtlanması gerekir:
Üniversiteler sınıflar mücadelesinden bağımsız mıdır? Üniversitede sınıflar var
mıdır? Üniversitelerin tek öznesi öğrenciler midir? Üniversiteler kimindir?
8 Ekim 2012 Pazartesi
İktisat-Siyaset Tezkere Bildirisi
Savaş Hazırlıklarına Karşı
Enternasyonalist Mücadeleyi Yükseltelim!
Hükümete yurt dışına asker gönderme yetkisi veren tezkere 4 Ekim günü TBMM’den geçti. AKP’li ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen tezkere, herhangi bir devletin adını anmamasına karşın, Suriye’yi hedefliyor ve iktidara bu ülkeye dilediği an, Meclis’e sormadan savaş açma hakkı tanıyor.
AKP iktidarının Batılı emperyalist müttefiklerinin çıkarları doğrultusunda Suriye’ye açık askeri müdahalede bulunmasının önünü açan tezkere, Suriye’den ateşlenen bir top mermisinin yanlışlıkla Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşmesinin ardından gündeme geldi. Uzun süredir bu tür bir fırsat bekleyen AKP, 5 kişinin ölmesiyle sonuçlanan bu kaza üzerine, apar topar hazırladığı “yabancı ülkelere asker gönderme tezkeresi”ni gece yarısı Meclis’e sundu ve düzenlenen gizli oturumda onaylattı.
Bu tezkere ile birlikte, Batılı emperyalistlerin ve AKP’nin Suriye’deki alt taşeronu olan (gerçek taşeron Ankara’da) Sünni-İslamcı teröristlere, BAAS rejimi karşısında yenilgiye uğramalarına izin verilmeyeceği ve gerekirse Türk Ordusu’nun onlarla omuz omuza savaşacağı biçiminde çok güçlü bir sinyal verilmiştir.
Öte yandan, tezkerede hiçbir ülkenin adının anılmaması, AKP iktidarına, dilediği anda ve hiçbir kurumun onayını almaksızın, şu anda gündemde olmayan başka ülkelere savaş açma imkânı da sunmaktadır.
Bu tezkerenin Meclis’ten geçmesi, öncelikle Türkiye işçi sınıfına ve emekçilerine yönelik açık bir meydan okumadır. Yıllardır kadınları eve kapatıp ”en az üç” çocuk doğurmaya çağıran Erdoğan, genç kuşakları yalnızca işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm etmemekte; onları savaş meydanlarında kitlesel bir kıyıma sürüklemenin hazırlıklarını yapmaktadır.
Hükümetlerin politikalarını belirleyen şey onların din veye milliyet üzerinde yükselen ideolojileri değil temsilcisi oldukları egemen sınıf olan burjuvazinin çıkarlarıdır. Yaklaşan felaketi önleyebilecek tek toplumsal güç ise işçi sınıfıdır. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Batılı emperyalistlerin taşeronu yeni bir Sünni-İslam “imparatorluğu” (“yeni Osmanlı”) kurma hayaliyle hızlandırdığı bölgesel savaş hazırlıklarına karşı gençlik, işçi sınıfıyla birlikte harekete geçmeli; tüm insanlığın kurtuluşu için enternasyonalist-sosyalist çözümü geliştirmelidir.
Kapitalizmin ürettiği savaşlar Libya’da ve şimdi de Suriye'de yeşertildiği üzere ne ilk ne de son olacaktır. Kapitalist sömürü ortadan kaldırılmadığı müddetçe milyonlarca emekçi ve genç savaş cephelerine gönderilecek ve kapitalistler kârlarını arttırmaya devam edecektir. Savaşı durdurabilmek ve dünyayı nihai bir barışa götürebilecek sosyalist devrimlerin önünü açmak Ortadoğulu emekçilerin ve gençliğin elindedir. Bu yaklaşıma sahip tüm savaş karşıtı öğrencileri harekete geçmeye ve mücadelemize omuz vermeye çağırıyoruz.
Gerçek düşman savaşların nedeni olan kapitalizm ve burjuvazidir!
Suriye'ye emperyalist müdahaleye hayır!
Türkiye elini Suriye'den çek!
Yaşasın Ortadoğu sosyalist devrimi!
Enternasyonalist Mücadeleyi Yükseltelim!
Hükümete yurt dışına asker gönderme yetkisi veren tezkere 4 Ekim günü TBMM’den geçti. AKP’li ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen tezkere, herhangi bir devletin adını anmamasına karşın, Suriye’yi hedefliyor ve iktidara bu ülkeye dilediği an, Meclis’e sormadan savaş açma hakkı tanıyor.
AKP iktidarının Batılı emperyalist müttefiklerinin çıkarları doğrultusunda Suriye’ye açık askeri müdahalede bulunmasının önünü açan tezkere, Suriye’den ateşlenen bir top mermisinin yanlışlıkla Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşmesinin ardından gündeme geldi. Uzun süredir bu tür bir fırsat bekleyen AKP, 5 kişinin ölmesiyle sonuçlanan bu kaza üzerine, apar topar hazırladığı “yabancı ülkelere asker gönderme tezkeresi”ni gece yarısı Meclis’e sundu ve düzenlenen gizli oturumda onaylattı.
Bu tezkere ile birlikte, Batılı emperyalistlerin ve AKP’nin Suriye’deki alt taşeronu olan (gerçek taşeron Ankara’da) Sünni-İslamcı teröristlere, BAAS rejimi karşısında yenilgiye uğramalarına izin verilmeyeceği ve gerekirse Türk Ordusu’nun onlarla omuz omuza savaşacağı biçiminde çok güçlü bir sinyal verilmiştir.
Öte yandan, tezkerede hiçbir ülkenin adının anılmaması, AKP iktidarına, dilediği anda ve hiçbir kurumun onayını almaksızın, şu anda gündemde olmayan başka ülkelere savaş açma imkânı da sunmaktadır.
Bu tezkerenin Meclis’ten geçmesi, öncelikle Türkiye işçi sınıfına ve emekçilerine yönelik açık bir meydan okumadır. Yıllardır kadınları eve kapatıp ”en az üç” çocuk doğurmaya çağıran Erdoğan, genç kuşakları yalnızca işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm etmemekte; onları savaş meydanlarında kitlesel bir kıyıma sürüklemenin hazırlıklarını yapmaktadır.
Hükümetlerin politikalarını belirleyen şey onların din veye milliyet üzerinde yükselen ideolojileri değil temsilcisi oldukları egemen sınıf olan burjuvazinin çıkarlarıdır. Yaklaşan felaketi önleyebilecek tek toplumsal güç ise işçi sınıfıdır. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Batılı emperyalistlerin taşeronu yeni bir Sünni-İslam “imparatorluğu” (“yeni Osmanlı”) kurma hayaliyle hızlandırdığı bölgesel savaş hazırlıklarına karşı gençlik, işçi sınıfıyla birlikte harekete geçmeli; tüm insanlığın kurtuluşu için enternasyonalist-sosyalist çözümü geliştirmelidir.
Kapitalizmin ürettiği savaşlar Libya’da ve şimdi de Suriye'de yeşertildiği üzere ne ilk ne de son olacaktır. Kapitalist sömürü ortadan kaldırılmadığı müddetçe milyonlarca emekçi ve genç savaş cephelerine gönderilecek ve kapitalistler kârlarını arttırmaya devam edecektir. Savaşı durdurabilmek ve dünyayı nihai bir barışa götürebilecek sosyalist devrimlerin önünü açmak Ortadoğulu emekçilerin ve gençliğin elindedir. Bu yaklaşıma sahip tüm savaş karşıtı öğrencileri harekete geçmeye ve mücadelemize omuz vermeye çağırıyoruz.
Gerçek düşman savaşların nedeni olan kapitalizm ve burjuvazidir!
Suriye'ye emperyalist müdahaleye hayır!
Türkiye elini Suriye'den çek!
Yaşasın Ortadoğu sosyalist devrimi!
4 Eylül 2012 Salı
29 Mayıs 2012 Salı
3 Mayıs 2012 Perşembe
1 Mayıs'ın Ardından...
Bültenimizin yeni sayısı ile tekrar buluşmuş oluyoruz. Hepimizi yakından ilgilendiren sorunlar, yer yer sinirlerimizi bozan gelişmeler, bazen de savaş çanlarının çaldığı koskoca bir ayın ardından 24. sayımızla karşınızdayız. Bu giriş yazımızda ise, yine içeride değinemediğimiz gündem maddelerine yer vereceğiz.
Sağlık Emekçilerinden İş Bırakma Eylemi
Dr.
Ersin Arslan, 18 Nisan günü ölen hastasının
17 yaşındaki bir yakını tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
O, doktor cinayetlerine kurban giden tek doktor tabii ki de değildi.
Öldürülmesinin ertesi günü (19 Nisan) Türkiye’nin pek çok
ilinde, sağlık emekçileri tarafından doktora karşı şiddet
başta olmak üzere sağlık sektöründe yaşanan dönüşümü ve
ticarileştirme uygulamalarını protesto etmek amacıyla iş bırakma
eylemi yapıldı ve yürüyüşler düzenlendi.
İstanbul’da,
İstanbul Tıp Fakültesi’nden İl sağlık Müdürlüğü’ne
kadar süren yürüyüşe yaklaşık 30 bin kişi katıldı. “Recep
Akdağ istifa!”, “vatandaş uyuma doktoruna sahip çık! ”,
“sağlık haktır susma haykır!” sloganları atılırken eyleme
katılanların ağırlıklı olarak doktor olmasına karşın pek çok
sağlık çalışanı da bu eyleme destek verdi.
Cihan'a tahliye kararı ve diğer tutuklu öğrenciler üzerine
23
Mart günü, burjuva basın
dahil bütün basın organlarında çok önemli bir haber geçmişti;
25 aydır tutuklu olan Galatasaray Üniversitesi Endüstri
Mühendisliği öğrencisi Cihan Kırmızıgül tahliye olmuştu.
Bütün ülke basınında önemle üzerinde durulmuştu bu haberin;
çünkü hiç kimse Cihan Kırmızıgül’ün neden 25 aydır
tutuklu olduğunu bilmiyordu (!). Cihan’ın her duruşmasından
önce de bu durum hakkında tartışmalar yapılır ve Cihan davası
özelinde Türk hukuk sistemine (ve ağırlıklı olarak tabii ki şu
meşhur Terörle Mücadele Kanunu’na) eleştiriler yöneltilirdi.
Üniversitelerde Baskılar Artıyor
Son
zamanlarda muhalif kesimlere yönelik artan baskılar,
gözaltı ve tutuklamalar şeklinde kendini gösterirken üniversite
yönetimleri de boş durmuyor. Üniversiteyi bilim merkezi olmaktan
çıkarıp sermayenin kollarına bırakmaya çalışan rektör ve
dekanlıklar adeta sahte mahkemecilik oyunu oynuyorlar.
Üniversitelerde devrimci öğrencilere yönelik soruşturma ve
cezaların ise ardı akası kesilmiyor.
İstanbul
bağımsız milletvekili Levent Tüzel’in Milli Eğitim Bakanı
Ömer Dinçer'e yönelttiği soruşturma ve ceza alan öğrencilerin
sayısını isteyen sorunun ardından, Dinçer YÖK verilerinden
aldığı bilgilerle, 2010 ve 2011’de toplam 7 bin 43 üniversite
öğrencisi hakkında soruşturma açıldığını, bu öğrencilerden
4 bin 602’sinin okuldan uzaklaştırıldığını, 55’inin ise
atıldığını açıkladı.
MERCEDES SOSA [9 Temmuz 1935 (Arjantin’in özgürlük günü) - 4 Ekim 2009]
Bana
gülüşü
ve gözyaşını verdin
Böylece
yaşamı
oluşturan iki temel öğeyi
Mutluluğu
ve acıyı ifade edebilirim
Ve
sizin şarkılarınızı,
ki benim şarkılarıma benzerler,
Ve
herkesin şarkısını,
ki aynı zamanda benimdirler.
(‘Gracias
a la vida’ adlı
şarkıdan)
Sosa’yı
ilk defa dinleyen bir insan hiç şüphesiz kendisine vahiy indiğini
zanneder diye düşünüyorum. Arjantinli sanatçı Mercedes Sosa,
başta Latin Amerika olmak üzere, tüm dünyayı etkileyen devrimci
bir ses… Latin Amerika folk müziğini Rock ve politik müzikle
harmanlayan, 'Nueva Canion' tarzıyla tanınan bir sanatçı…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









