sayı 08 nisan 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sayı 08 nisan 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2009 Çarşamba

Mustafa Suphi'nin İzinde

Tüm dünyayla birlikte Türkiye'de de kapitalizmin çürümesine öte yandan sosyalizm için uygun şartların oluşmasına paralel olarak, ulusalcı reformcu sol ve sendikalar çürümüşlüklerini artık iyice gizleyemeyecek hale geldiler. Kendisine milliyetçi bir perspektif seçen, “yurtsever olmadan enternasyonalist olunmaz” diyen, ilkesiz siyaset yapan, kendi mücadelesine kendisi bile inanmayan küçük burjuva solu kapitalizmin krizi karşısında da, daha fazla “kendi küçük dünyamıza kapanalım” talebini yükseltiyor, krizin sadece hükümet politikalarının yanlışlığından kaynaklandığını söylüyor, sorunun kapitalizm içinde de çözülebileceği yanılsamasını yaratıyor.

25 Eylül 2009 Cuma

Sinir Krizi

-Ne oldu, susuyorsun?

-Susmuyorum ki, yalnızca konuşmuyorum.

-Ee, ben ne dedim?

22 Eylül 2009 Salı

Garip Bir Sistem İçindeki İnsanlar

İnsanlar günümüzde haklarını aramaktan korkuyorlar. Evet, bunu kabul etmeyenler olabilir ama bu bir gerçek insanlar haklarını savunmaktan korkuyor. Bunu başımdan geçen bir olayla sizlere aktarmak istedim.

Ben arada sırada ağabeyimle birlikte işe ona yardım etmeye gidiyorum. Ağabeyim bir boya fabrikasının bölge temsilcisinde çalışıyor. Oradaki görevi; bölgedeki nalburlara boya dağıtmak. Neyse konuya gelelim. Gene böyle bir gün ağabeyime yardım için onunla birlikte işe gittim. İşyerine geldiğimizde oradaki bir adamla beni tanıştırdı. O da çocukları olan sıradan bir işçiydi. Ona Miço diyorlardı, gerçekten çok iyi niyetli birisiydi.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Dünya’nın Farklı Kıtalarından İşçi Manzaraları…

Sorun dünyanın her yerinde aynı: “İhmalkâr” işverenler, “ihmalkâr” devlet, sömürülen, ölen ya da ölüme mahkûm edilen işçiler; kapitalizm…

'Güneşi Gördüm' Filmi ve Gerçekler


Son bir yıl içerisinde, Türkiye'nin tarihi ve politik olaylarını konu alan 'Gitmek', 'Bahoz (Fırtına)', 'Sonbahar' ve 'Güz Sancısı' gibi filmlere bir yenisi daha eklendi: 'Güneşi Gördüm'. Mahsun Kırmızıgül'ün, yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı ve başrolde oynadığı 'Güneşi Gördüm', 'Beyaz Melek'den sonra ikinci filmi.

Güneşi Gördüm filmi, yıllardır kangrenleşen Kürt sorununun çözümsüzlüğünden şekillenen bir öykü anlatıyor. Film, önce, Kürt coğrafyasında devlet tarafından boşaltılmış bir dağ köyünde yerleşik olan iki akraba ailenin, acı, hüzün, mutluluk ve sevinç sahneleriyle başlıyor. Sonra, çatışmalar nedeniyle, devletin köyü boşaltmak istemesi üzerine, aileler zorunlu göçe tabi tutuluyor. Altan Erkekli ve ailesi Norveç'e, Mahsun Kırmızıgül ve ailesi İstanbul'a gidiyor. Norveç'e giden aile bir süre sonra “yaşama sevinci” yaşarken, İstanbul cephesinde Mahsun Kırmızıgül ve ailesi üst üste gelen dramatik olaylara maruz kalıyorlar.

Katilin Kibri

Aylardan Ekim’di. Kongre için memleketin dört bir yanından gelmiş arkadaşlarla yorgun bir günün sonrası vedalaşıp evlere dağıldık. Ankara dışından gelen arkadaşlar bizi de birlikte bir şeyler yiyip sohbet etmeye Faruk’la Salih’in evine çağırmıştı. Bilseler dostlarını, yoldaşlarını, arkadaşlarını ölüme davet ederler miydi hiç? O gece o bekar öğrenci evinde yedi heyecanlı genç, partilerini tartışacaktı.

20 Eylül 2009 Pazar

bir kaç küçük şiir

Deneme

Summertime, time, time,
Child, the living's easy.
Fish are jumping out
And the cotton, lord,
Cotton's high, lord so high.

18 Eylül 2009 Cuma

Darwin ve Evrim

Darwin’in 200. yaşı dolayısıyla bu yıl, tüm dünyada Darwin yılı olarak kutlanmakta. İngiliz doğa bilimci Charles Darwin’in evrim kuramı 1859’ da çalışmalarını derleyerek “Türlerin Kökeni” adlı yapıtını yayımladıktan sonra din ve bilim çevrelerinde büyük sarsıntılara neden oldu. Bütün canlıların bugünkü şekilleriyle Tanrı tarafından yaratıldığına inanan din adamları Darwin’i şarlatanlık yapmakla suçladılar. Tabii ki böyle olması şaşırtıcı değildi. Nihayetinde birçok türün tek atadan evrimleştiğini iddia eden evrim teorisi din olgusunu kökten sarsan bilimsel bir gelişme olmuştur.

TRT Şeş'den Kürt Konferansına

(Bu yazı kaleme alındığında henüz Konferans Türkiye'nin baskısıyla ertelenmemişti. Buna rağmen, Konferansın gerçekleşme tarihi haricinde yazının büyük ölçüde geçerliliğini koruduğunu düşündüğümüz için yayınlıyoruz.)

AKP hükümeti, küreselleşme politikalarına büyük engel teşkil eden Ergenokon örgütüne karşı başlattığı operasyonlardan sonra, Kürt sorununun da “çözümü”ne yönelik “demokratik açılım”lar yaptı. “Demokratik açılım”ların başında, 1 Ocak 2009'da devlet televizyonunda yayın hayatına başlayan Kürtçe Kanal TRT Şeş geliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, TRT Şeş'in yayın hayatına başlamasını “TRT Şeş bi xer be (TRT Şeş Hayırlı olsun)” diyerek Kürtçe sözlerle kutlamıştı- ve bu sözler ilk defa bir devlet adamının ağzından çıkan Kürtçe sözlerdi, öte yandan ilk defa Kürtçe sözler burjuva basına manşet olarak taşınmıştı. Kürt sorunun çözümünde TRT Şeş'in yanı sıra, YÖK'ün önümüzdeki yıllarda üniversitelerde Kürdoloji enstitüsü ve Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılmasına yönelik hazırlıkların başladığı “müjdesi”ni vermişti. Hükümetin “Kürt açılımı”, yıllarca baskı altında tutulan Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürünün tanınması konusunda atılan önemli bir adımdır. Ayrıca, devletin inkar ve imhaya dayalı Kürt politikasındaki önemli değişim sinyalleridir.

17 Eylül 2009 Perşembe

NATO Zirvesi, Obama’nın Ziyareti ve Türkiye’nin Netleşen Konumu

Dünyanın önde gelen ülkelerinin burjuva politikacıları, uluslararası siyasette oldukça yoğun günler geçiriyor, zirveden zirveye koşturuyorlar. Eşzamanlı biçimde ya da ardı ardına gerçekleşen, Londra’daki G-20 Zirvesi, Strasbourg’daki NATO Devlet Başkanları Zirvesi, Prag’daki AB Zirvesi, Obama’nın Türkiye ziyareti ve aynı günlerde İstanbul’da toplanan “Medeniyetler İttifakı” vb. toplantılar, yalnızca dünya çapında yaşanan önemli ekonomik ve siyasi değişimlerin ürünleri değil; aynı zamanda, önümüzdeki dönemde atılacak adımların dünya kamuoyuna açıklandığı platformlar olarak değerlendirilmeli.

15 Eylül 2009 Salı

Yerel Seçimlerin Ardından

29 Mart yerel seçimleri bitti. Burjuva partilerinin aylar süren seçim çalışmalarını, seçimlerin ardından yapılan değerlendirmeler aldı. Her seçimde olduğu gibi, seçime katılan partiler milyonlarca lirayı faaliyetlerine harcadılar. Ve seçim sonuçları kimi partiyi memnun ederken, kimini üzdü. Emekçi kitleler içinse yine değişen bir şey olmadı, aylarca oy için dil dökülen kitleler bir sonraki seçime kadar “demokrasiye katılma”yı bekleyecekler, onların yerine “temsilcileri” yönetecek. Hiçbir hesap vermeden, tüm kararları kendi sınıf çıkarlarına uygun şekilde alacaklar ve sonraki seçimde tekrar oy isteyecekler. Bu aldatmaca, aldatılanlar buna bir son verene kadar devam edecek.

1 Mayıs'ın Kökenleri Nedir?


Bir proleter bayram gününü, sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya'da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856'da, sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak, toplantılar ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte bir günlük iş bırakmaya karar verdiler. Bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 Nisan tarihi saptandı. Avustralyalı işçiler bu kararı, yalnızca 1856'da uygulamaya niyetlenmişlerdi. Ama bu ilk kutlamanın Avustralyalı proleter kitleler üzerinde çok büyük etkisi oldu, onları canlandırıp yeni bir heyecana yol açtı ve bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.
Gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda, kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu ne verebilirdi? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz birliklerini

Bir Mayıs Sabahı

Küresel kapitalizmin krizi ağırlığını her geçen gün biraz daha fazla hissettirirken, uluslararası sermaye gruplarının çıkarları ulus devlet sınırlarıyla çatışırken, emperyalist güçler dünyanın farklı bölgelerinde kan akıtmaya, akıttıkları kanı paraya çevirmeye devam ederken, dünya egemenleri krizin faturasını işçi ve emekçilere ödetme planları yaparken, burjuvazi sistemin krizini bir kez daha insanlığın üzerine basarak aşmaya çabalarken yaklaşıyor Mayıs, adım adım. Mayıs; kapitalizmin krizi toplumsal alt-üst oluşlara giden yolun taşlarını döşerken yaklaşıyor!

Mayıs'a Giderken

Mayıs ayına doğru giderken dünya ve insanlığın ensesindeki o karanlık ses daha da gür çıkıyor. Bizler için en iyisi olduğu söylenilen ama nedense biz'lerin çoğunluğunun bir iyiliğini göremediği bu sistem hızla çürüyor, ancak yalnızca çürüyen o olmuyor, kendisiyle birlikte dünyayı ve onu var edenleri de yokoluşa götürüyor.