sayı 03 haziran 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sayı 03 haziran 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2009 Pazar

İçindekiler

PDF Biçiminde İndirmek İçin Tıklayın

Nazım Hikmet Ran

Bir Vatan Haini -Ya da Komünist- Olarak Nazım Hikmet

Gıda krizi, Marie Antoinette ve Çikolatasız Pasta

Sizin Bir Hikayeniz Var Mı?

Krize Dair Mütevazı ve Cahil Bir Deneme

Vicdan Rahatlatmanın İkiyüzlülüğü Üzerine

İnsancılık Anlayışı

Başka Türlü Bir Şey

Yüreğinin Fotoğrafını Çeken Şair: Ahmed Arif

Mektup, Size

Sevgiliye Mektup

Çok Sesli Ölüler Korosu

Şiirler

Kitap Köşesi

25 Temmuz 2009 Cumartesi

“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyflerine göre değil; kendi seçtikleri koşullar içinde değil; doğrudan karşı karşıya kaldıkları, belirlenmiş olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar. Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine kâbus gibi çöker. Ve, tamamıyla yeni bir şey yaratmak için kendilerini ve maddi çevreyi dönüştürmekle uğraşır göründüklerinde, özellikle böyle devrimci bunalım çağlarında, geçmişin ruhlarını kaygıyla yardıma çağırırlar, onların adlarını, sloganlarını ve kılıklarını ödünç alır, yeni tarih sahnesine bu zamanda saygın olan kılıkla ve ödünç alınmış dille çıkmaya kalkarlar.”
Karl Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumiaire’i, 1852




“Bir Hıristiyan’dan cehennem korkusunu kaldırın, dinsel inancını da yok etmiş olursunuz.”
Dennis Diderot, Filozofça Düşünceler, 1746




“Hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan, azat eden, boş zaman ve özgürlük vaat eden Tanrı olduğunu!”
Paul Lafargue, Tembellik Hakkı, 1883




“Ben soytarıya soytarı olduğu için değil Kral'ın soytarısı olduğu için kızıyorum."
Moliere




“Kim bir köleyi isyana teşvik etmek yerine teselli ediyorsa, o, kölecileri destekliyordur.”
Feurbach

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Nazım Hikmet Ran

Ne yazık, bu ülkenin insanları için, halkının yanında olmak için hayatını ortaya koymuş olan aydınların hala vatan haini olarak görülmesi. Ne büyük bir çelişkidir ülkesinin her santimetresini kendinden bir parça olarak gören bir insana vatanını satan damgasının yapıştırılması. Aslında bu damgayı yemeyi hakeden en son kişiydi belkide Nazım Hikmet. Çünkü o halkına sırtını dönmüş aydınlardan değildi. Çünkü bu topraklarda yaşamak bu topraklarda ölmek istiyordu. Hatta bir gün sürgünü sırasında uçakla Anadolu'nun üzerinden geçerken şöyle demiştir;''keşke şu anda bu uçak düşse de kendi topraklarımda ölsem.''Böylesine büyük bir dehanın daha yapacak onca şeyi varken herşeyi bir kenara bırakıp o anda ölmek istemesi anlaşılması zor bir duygu. Her zaman yeniliğe ve değişime açık bir insandı.

12 Temmuz 2009 Pazar

Bir Vatan Haini -Ya Da Komünist Olarak- Nazım Hikmet

Ölümünün 45. yılında Nazım Hikmet’e yalnızca yurtsever/vatansever “sosyalistler” değil, burjuva sınıfının demokratından faşist kanadına kadar tüm kesimleri bir ucundan çekiştirip ona sahip çıkmaya çalışıyor. “Aslında iyi adamdı”, “hatta vatanseverdi” gibi yaklaşımlarla, gerçek kimliği yok edilmeye çalışılıyor. Oysa Nazım, bugün ona sahip çıkmaya çalışan sermaye sınıfını yok etmeye adamıştı hayatını, dolayısıyla o ve onun temsil ettiği kişilik, vatan ya da yurt sermaye sınıfının olduğu sürece, her komünist gibi vatan haini olmayı sürdürecek.

Gıda krizi, Marie Antoinette ve Çikolatasız Pasta

"Dahası kuşlar perişan... Zavallı yaratıklar neredeyse açlıktan ölmek üzereler; bin bir umutla o tarladan ötekine gün boyu durup dinlenmeden kanat çırpıyor, ahlatların dalına konup bazen umutla bakıyor bazen de kupkuru bir sesle mecalsiz ötüşüyorlar ama, tadımlıkta olsa insanların elinden ufacık bir arpa tanesi kapamıyorlar. Bu yüzden kursaklarında gökyüzünden başka hiçbir şey yok! Bulursa börtü böcek yiyorlar belki; bulamazlarsa kursaklarında çalkalanıp duran gökyüzüyle birlikte ahlat gölgesinde uyuyan sidiğe belenmiş bebeklerin yanına patır patır dökülüyorlar. Bazıları daha düşerken ölüyor tabii bazıları da irkilerek uyanan bebeklerin terli bakışları altında bir süre kanat çırpıp debelendikten sonra ya ansızın hareketsiz kalıyor ya da kendilerini eksik uçuşlarla arpaların arasına atıp kayboluyorlar. Bebekler bakakalıyor kuşlar gibi..."*

Sizin Bir Hikayeniz Var Mı?

Hiç düşündünüz mü neden dinlediğimiz şarkıların her aynı konu üzerine yazıldığını ya da gördüğümüz resimlerin manzara, natürmort ve soyut resimler olduğunu. Neden her yere aynı kişinin heykelleri dikilir, bazen de soyut şeyleri anlatan heykeller dikilir. Okuduğumuz romanlar, şiirler, hikayeler neden benzer konular üzerine yazılmıştır, bazıları da neden konusuzdur.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Krize Dair Mütevazı Ve Cahil Bir Deneme

Solcuysan cevap verebileceksin…

Yanlış hatırlamıyorsam komünist manifestoda komünistlerin hiçbir yerde kimliklerini saklamamaları ve her yerde övüne, övüne komünist olduklarını söylemeleri yazıyordu. Yada ben öyle anlamışım bilemiyorum. Bende elimden geldiğince konu oralara uzanınca komünist olduğumu söylüyorum. Bizim bu memlekette de insanlar sinema filmlerin de diziler de şarkılar da bayağı bir komüniste rastlıyorlar bu sebeple karşılarına bir komünist alıp iki lafın belini kırmayı da eminim istiyorlar. Bu bakımdan tanıdık tanımadık hemen her ortamda konu siyasete gelince ilk gözler bana çevrilir. Bu yazıyı okuyan komünistler varsa sanırım bana hak verirler.

Vicdan Rahatlatmanın İkiyüzlülüğü Üzerine

99 depremi... 'Biz yaştakiler'in hatırlayabildiği büyük acılardan biri. Elbette zaman, acının merhemidir çoğu kez ve o acı da büyük ölçüde unutuldu, hiç değilse çoğunluk tarafından. Peki, bu acı yalnızca bizim acımız mıydı? Ya da bir anlık öyleyse bile hep öyle kalabilir miydi?

Bunun böyle olmadığını, Amerika'daki kasırga felaketinde, Asya'da tsunami felaketinde, bugünse, Myanmar'da (Burma) kasırga, Çin'de deprem felaketinde binlerin cesedi tekrar gösterdi bize. Kanlı bir kanıt oldu, ama kanıtlar her zaman sıradan olmazlar.

10 Temmuz 2009 Cuma

İnsancılık Anlayışı

İnsancılık, en genel anlamıyla insanın yazgısının insanın kendisi dışında bir güce emanet edilemeyeceğini, insanlığın ‘insana yaraşır bir yaşam’a ancak insanın kendi çabası ve aklıyla ulaşabileceğini savunan görüşe karşılık gelir. Aslında insancılık anlayışının kökeni
çok eskilere dayanır. Protogoras’ın ‘insan her şeyin ölçüsüdür’ sözünü dile getirerek hare-
ket ettiği felsefe anlayışı da bize insancılığın kökenlerinin nerede aranmasına dair ipuçları sunar.

Başka Türlü Bir Şey

21. yy.dayız, ne var ki görünenler hiç de öyle değil. İnsanlar bilgi ve teknoloji çağının erdemliliğini, bilinçliliğini değil de, ortaçağın geri kalmışlığını yoz ve yüzeysel düşüncesini üstlenmekte kendini sorumlu hissetmiştir. Yaşanan acı olaylar sıradanlaşmış ve vereceğimiz, vermek istediğimiz doğal tepkiler çeşitli çıkarlar doğrultusunda şekillenmiştir. İnsanda görülen insanlık dışı tepkilerin nedeni nedir diye düşünüyor insan. İnsanın kendine yabancılaşmasının, ifade edememesinin ve bunun sonucu olarak içinden çıkamadığı, engellediği olayları manipüle ederek psikolojik sorunlara neden olan bir hal alıyor.

Yüreğinin Fotoğrafını Çeken Şair AHMED ARİF

“bir şair:ahmed arif
toplar dağların rüzgarlarını
dağıtır çocuklara erken”
cemal süreya

Başka bir şair ve daha yoktur ki, bir şiir kitabıyla meşhur olsun ve bu kitap kırk yıl boyunca aynı ilgiyle okunsun….
Ahmed Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiir kitabının basımından bu yana kırk yıl geçti…Ve bu kitapla Toplumcu gerçekçi şiirin Nazım’dan sonra en büyük ismi oldu.

Mektup, Size

A.'ya

Çok vakit var daha sabaha, karanlık bir gece, kedimle oturuyorum, yağmuru dinliyorum. Bu gece kedim bütün hayvanlar sanki. Yanıma boylu boyunca uzanıp başını yere koyduğunda son nefesini veren bir hamamböceği; homurdanarak ağzını açtığında mekanik bir köpekbalığı; ürpererek uyandığında ise ben. Korkunç bir yağmur var dışarıda; pencereler ağlıyor gibi; sular oluklardan, çatılardan boşalıyor, çukurları dolduruyor. Diğerleri çoktan uyudu, kalın yorganların ve birbirlerinin kollarının altında; uykunun ölümü hatırlatan yalnızlığındalar. Bense sizi düşünüyorum.

Sevgiliye Mektup

Değerli Fulya,

Aslına bakılırsa bu topraklarda mektuplara ‘’değerli, sevgili vs…’’ diye başlanmaz. Bu topraklarda yani Anadolu’da mektupların başında ki sesleniş genelde şöyledir; ‘’benim canım anam, kara gözlüm, al yazmalım, canımdan çok sevdiğim biraderim vs…’’

29 Haziran 2009 Pazartesi

Çok Sesli Ölüler Korosu

Birisi: Denizin üzerindeyim.

Ötekisi: Yavru kediler henüz çıkmış incecik dişleri ile benim ellerimi kemirmekten son derece büyük bir zevk alıyorlar.

Birisi: Denizin üzerine bir paraşütten düşmedim. Sanıldığının aksine ikarus gibi kanatlarımı tutan bal mumu da erimedi güneşe yaklaştıkça.

Dolu dolu yazmak gerek böyle zamanlarda ya, bir başlayabilse insan… Dökülüverecek kağıda harfler, aldığında kalemi eline. Sanki hiçbir güç uygulamadan kalem kuracak kelimeleri. Ama işte olmuyor. Ne kalem kuruyor kelimeleri ne de bir başlangıç yapabiliyorum. Gözümün önünde bir dolmuşun içinde ki insan kafaları, kafamda ders notları öylece oturup boş boş bakıyorum inşaatta ki türkü söyleyen adama. Üstünde kareli boya damlamış bir tişört ve sarı bir şapka var.

24 Haziran 2009 Çarşamba


Bilemiyorum
Ne kadar seviyorum seni
Kaç gram çeker sevgimin kütlesi
Sürtünmesiz ortamda
Ne kadar dayanırım sensizliğe
Böylemi yaşanır sevdalar
Ne kadar ayrı kaldığın mıdır ölçüsü
Hiç kavuşamamak sınırsızlığımıdır
Alamamak mıdır gözlerinden gözlerini
Tuttuğunda elinden
Ne kadar yükseldiğin midir yerden


İnsan

23 Haziran 2009 Salı

Çingeneler

Yosunları görüyor musun?
Ya kuşları denizlerin.
İşte şu köprünün altı acılık deresi
Burası onların kulübesi.

Çocuklar orada silah atarlardı
Ve çocuklara sıkılırdı kurşunlar.
Kuşlar kaçışırdı ellerlinde
Hüngür hüngür ağlardı kan içinde kaldırımlar.

Lanetli bir şarkı söylerdi o çocuklar.
Gün ışığıncaya uyurlardı sokaklarda
Hepsi bir iş peşindedir.
Kumar, hırsızlık ya da intihar…

Gördükçe onları çoğalırdı acıları evrenin
Ondördünde iki çocuk anası kadınları,
Küçük kuyular açıp kömür avlardı kocaları.
Akşama eve kimse dönmeyebilir.

Eşek ve katırlarıyla sabahleyin, kimseler görmeden
Akar gider hayatları
Oynayan çocuklarına bağırırdı görevliler
Öldürülürdü tenhada onların tüm umutları.

Bu insanlar ki kelebekleri en iyi tanırlar.
Gökkuşağının kanadıdır barakaları.
Sahiden her an şarkı söyler
En sessiz ağaçları.



lepistes

Parrhesiastes

Destan söyler balıklara parrhesiastes
Söylenmeyenleri…
Yasak şarkılar ezberler
Dile gelmeyen gerçekler üstüne.
Haykırır.
Anlaşılmaz olsa da kimi zaman
Bir ses olur sürekliliği sağlayan
Kabuklarını soyar yalanların.
Yalanlar üstüne kurulan oyunların,
Yaşamak mı, razı olmak mı?
Değil
Tarafsızlığın iki yüzlü suretini
Çıkar anlaşmalarını bozar…
Şarkı biter
Şarkı biter
Hayaller başlar.
Bilinmez düşlere açılır
Ötesinde duyulanın.

Lipsoz

16 Haziran 2009 Salı

KOŞUK

Bulamıyorum kelime yazmaya
İçimdeki acıyı savurmaya
Terk edilmiş hissedip ağlamaya
Paramı kaybettikten sonra

Cebimde yoksun ne işe yararsın
Gözümle görmeyince içimde bir yarasın
Ben ağlamayım da kimler ağlasın
Paramı kaybettikten sonra

Adım insan başım diktir
Sözüm kısa acım çoktur
Param yoksa işim yaştır
Paramı kaybettikten sonra


İnsan 

15 Haziran 2009 Pazartesi

sen

Elleri bağlanmış birisi gibisin.
Çok uzakta bir şehirde dönüş bileti olmayan,
Hiç kimsenin tanımadığı
Ve tek bir kelime onların dilini konuşamayan.

Fırtınanın mahsur bıraktığı yabani otlardan biri,
Tek bir bulut gökyüzüne takılı kalmış,
Ölmeye adanmış bir kurban.
Tek tanrısı kendinden başka biri olmayan birine üstelik.

Daha önce yaşamış ve sevmiştin hayatı.
Gözlerinin içinden koklamıştın tüm o bahar çiçeklerini.
Şiddetli bir baş ağrısı gelip yerleşinceye gözbebeklerine
Ve mesafeler kokuları çok dağıtıyor

Gece olunca uykudan uyanıp sebepsiz;
Ne olacağını düşünen biri.
Tüm gün boyunca adımını atmadan sokağa,
Her şeyi unutmaya çabaladıkça hatırlayan biri…

Bu tipi bitinceye dek huzurlu bir mağaraya saklamalı kendini
Savaş alanının ortasında tarafsız bir er gibisin
Uzak, sis içinde ve kaybolmuş cesaretinin erittiği
Saçma sapan hayaller içindesin…

Bir an her şeyi anlamsızlaştırır ve onları kaybedersin
Canını sıkan ne varsa görmezden gelirsin delirmemek için
Oysa neden bu kadar korkar delirmekten insan
Dışarısı bir tımarhaneyken hatta…

Bütün bunları yeniden görmen çok fazla zamanını almayacak
Ve her defasında yeniden düşecek zırhların
Kumdan kalelerini yıktığında rüzgâr ve dalgalar
Bir kez daha yıkılacaksın

Bence delir
Bence bağır istediğin kadar.
İşte bu, işte orada diye kepaze et onları
Susup öldürmekten kendini her zaman daha iyidir bu…


lepistes