sayı 06 aralık 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sayı 06 aralık 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2009 Salı

6. SAYI


PDF Biçiminde İndirmek İçin Tıklayın

6. SAYI arkakapak


6. sayı arka kapağıdır.

Kasım'ın Ardından

Geride bıraktığımız Kasım ayı ve Aralık ayının ilk yarısı birçok gelişmeye sahne oldu. Bizleri en çok ilgilendiren ve en öne çıkanlarına kısaca değinmek gerekirse...
6 Aralık günü bir gencin polis tarafından öldürülmesi sonucu Yunanistan'da başlayan olaylar hala devam ediyor. Kapitalizmin küresel krizi, bu ve bunun gibi toplumsal patlamalara yol açıyor ve açacak da. Yunanistan'daki mücadelenin bizlere gösterdiği ilk önemli veri bu. Yunanistan'da ayağa kalkan kitleler günlerdir gösteriler düzenliyor, polisle çatışıyor; birçok okul işgal altında. İşçi sınıfından önce gençliğin kapitalizme bir tepkisi olan bu patlama önümüzdeki dönemin nelere gebe olduğunun habercisidir. Elbette bizler için önemli olan bu tür toplumsal patlamaların, işçi sınıfı mücadelesiyle birleşmesi ve varolan siyasi-ekonomik yapıyı altüst etmesidir. Yani, kısaca söylemek gerekirse, işçi devrimlerine yol açmasıdır.

30 Ağustos 2009 Pazar

sinema

V For Vandetta
Alan Moore’nin çizgi romanından beyazperdeye uyarlanan 2006 yılı başlarında vizyona girmiş güzel bir film. Ülkedeki faşist iktidarın kurduğu yoğun baskıdan kurtulmanın ışığı filmin kahramanı V. Böylece tek bir kişi bile yetebilir ateşi yakmaya diyor bize film. Bay V işte ateşi yakan kişi oluyor.

Ortaçağ Tiyatrosu

Tiyatronun doğuşuyla başladığımız yazılarımızda Roma dönemi tiyatrosundan sonra şimdi sıra Ortaçağ tiyatrosunda. Ortaçağ tiyatrosu daha çok Hıristiyanlığın etkisinde kalmış bir tiyatro. Ortaçağda her alanda olduğu gibi tiyatroya da kilisenin büyük bir müdahalesi söz konusu. Hıristiyanlık, geleneğinin sürekliliğinin parçalandığı bir ortamda, kendi tiyatrosunu oluşturdu, kendi inançlarından yeni bir tiyatro türetti.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Adam

“Karanlıktan korkuyor muyum?, Bir sabah güneşi görmesem ne yaparım?, Karanlık sadece etrafta hiç ışık görememek mi?, Aslında ben de karanlıkta değil miyim?’’ kafasını bu sorular meşgul ederken ‘oturup bir çay içmek en iyisi ‘ dedi içinden adam, önünden geçtiği sahil kahvesini fark edince. Çay hep içtiğinden daha sıcaktı, içtikçe içi ısınmış, bu his ona bir şarkıyı anımsatmıştı söylemeye başladı: ‘Tvtavia u-ğavri minna resgare kela şela, Şela tre lave utre nişkanna, Nışıkla u hışla lı-şarre, Lavi kima lıg vara, Lavi keme ligvara h'abdolo lavo, Hlule kemtarri varra hey lave, Surtevan u kosi hivara h'abdolo lavo, Hayoni tela şorşete slela, Deşore bi-tope bitre u pela, Tela min parre odanoti kleta.' Rave’ydi

Bir Graffiti Sanatçısının Ağzından

Graffiti, bir sokak sanatı. Graffiti günümüzde çok fazla yaygınlaşmış bir sanattır. Kimileri bunu bir sanat olarak kabul etmese de bu böyledir. Kökü aslında çok eskiye dayanan bir kültürdür.

Graffiti tek başına ya da birkaç kişiyle yapılabilir. Legal ve illegal olarak ikiye ayrılır. İllegale “bombing” adı verilir. Başlıca kullanılan aletler sprey (can), cap (sprey başlığı), marker ( genellikle kalın yazan ispirtolu kalemler) olmak üzere daha birçok alet sayabiliriz.

Okuldan Yükselen Sesler

Sabah saat 06.00 sularında saatim çalar ve sıcacık yatağımdan kalkıp, okula gitmek üzere hazırlanırım. “Kahretsin bu okul da nereden çıktı şimdi…”
Saat 07.00 sularında okuldayım. Hava buz gibi. Sınıfların ışıkları yanıyor. Öğrenciler yanan kaloriferlerin başına üşüşmüş ısınmaya çalışıyorlar. Bizim için adeta bir hapishane… Bahçenin etrafında demir parmaklıklar, kapıda görevliler, her tarafta kol gezen öğretmenler…
Saat 07.20 bütün öğrenciler okul bahçesinde “teftiş”e hazır! Sıra oluruz ve denetleneceğimiz, öğretmenlerden oluşan dar ve uzun koridordan geçmek için bekleriz. Sıramız gelir ve bütün gözler üzerimizde dolaşmaya başlar. Küpemize sataşan, eteğimize sataşan, saçımıza, saçımızın rengine sataşan, hırkamıza, ayakkabımıza, sakalımıza, tarzımıza “tek tip” üniformaların içinde bile sataşan (sataşmak için kusur bulan) öğretmenlerin sesleri yankılanır kulaklarımızda… “kızım! Sen şöyle kenara gel, ne bu kılığın! …”
Saat 07.30 ve ders başlar. Tek tek sayılırız, sayımız müdüre rapor edilir. Durumundan mutlu olmayan, hoşnutsuzluğunu öğrencilere yansıtmaktan çekinmeyen; o gün, o sınıfta olduğu için her gün içinden lanet ettiği yüzünden anlaşılan, sinirli, agresif, öğrenciye saygı göstermediği halde ondan saygı bekleyen, öğrencileri bir avuç aptallar sürüsü olarak gören, ay sonunu getiremeyen(malum memur maaşları), geleceğin işsizlerini yetiştiren öğretmenimiz derse başlar. “Evet çocuklar bu günkü konumuz (yalan) tarih”…
Bir sonraki ders, yukarıda betimlediğim gardiyanlardan bir başkası gelir sınıfa… Bir başka ders… “Arkadaşlar bu ders sizi düşünmekten bir adım daha uzaklaştıracağım… Bize verilen müfredat böyle, elimizden bir şey gelmez. Benim görevim müfredata uymak”…
Bir başkası ve bir başkası daha…

28 Ağustos 2009 Cuma

Meslek Yüksekokullarında Okumak

Her ile bir üniversite, her ilçeye de bir meslek yüksekokulu mantığıyla hareket eden devlet, hiçbir altyapı oluşturmadan her yere üniverstite açıyor. Tabii hal böyle olunca, hiçbir sosyal imkanı olmayan, hatta öğrencilerin barınma imkanı bulunmadığı, bu imkanı bulanlarınsa kaldığı yerle okul arasında mekik dokumaktan başka bir şey yapmamak zorunda olduğu yerlerde üniversite açılıyor.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Aleviler’in Talepleri ve Yine Yeni Açılımlar

Artık sonuna yaklaştığımız bu yılın Ocak ayında, AKP’nin Alevi kökenli milletvekili Reha Çamuroğlu’nun girişimi ile düzenlenen Muharrem iftarı sonrasında gündeme gelen ve bir süre tartışılıp, rafa kaldırılan “Alevi Meselesi”, yeniden ülke gündemini meşgul etmeye başladı. Bu, elbette sebepsiz değil. Aleviliğin ve Alevilerin sorunlarının tartışılıyor olması içinden geçtiğimiz süreçle doğrudan ilgili. Bu konunun yeniden gündeme gelmesini sağlayan ana etken ise 9 Kasım’da Ankara’da düzenlenen Alevi mitingi oldu.

25 Ağustos 2009 Salı

Ekim Devrimi ve Sosyalizm/III

Daha önceki yazılarda sosyalizmin bir dünya sistemi olduğunu, ulusal sosyalizm gibi bir şeyin de mümkün olmadığını -bunun da yaşanılan Stalinist diktatörlükler örnekleriyle yeterince kanıtlandığını- göstermeye çalıştım. Aslında bu iki yaklaşım, temelden farklı iki bakışa dayanıyor. Biri, kapitalizmin hiçbir şeklinde anlaşılmaması, bunun sonucunda da, kapitalizmin ürünü olan ulus-devletler üzerinde sosyalizmi kurmaya çalışmak biçimindeki 'milliyetçi komünizm' ütopyalarının ortaya çıkması: yani Stalinizm. Diğeri de, Marksizmin temel ilkelerine sahip çıkan dünya sosyalist devrimi mücadelesi veren 'Troçkizm' olarak da bilinen Marksist enternasyonalizm.

İşsizlerin Edebiyatı

Her sabah işsizliğe uyanmak çok zor
bu işsiz şairler şehrinde.

Aman! üzülme
İşsiz Kundera’nın bu Şakasına
Hiçbir iş yapamadın mı
iş edinip, işsizliğe yaz bari.

Duydunuz mu şiirler,
sonra
Tiyatrolar, oyunlar
Dekorlar, kostümler işsiz
Nazımın mektupları,
Osmanlı postacıları,
Merdivenler,
Orhan Kemal’in Cemilesi
Turgut Uyar’ın planya tezgâhı işsiz

Karikatürler işsiz,
Gökyüzü, bulutlar
Üç kuruşluk Operalar işsiz
Benden duymuş olma ama
Adına kelepçeler takılan duvarlar,
Duvar önündeki solcular bile işsiz
Dört Mevsim
Meclis-i Mebusan işsiz
Ada vapurları
Sehirlerarası otobüs yolculukları işsiz

Yerel Seçimler, Marksistler ve bir kitap

Bu yazının amacı, Türkiye’de bugün kendisini Marksist olarak tanımlayan bazı çevrelerin yaklaşan seçimler öncesinde sendikacılığa ve ulusalcı akımlara ilişkin tavrını kısaca ele almak. Bunu yaparken, Prinkipo Yayıncılık’tan Ağustos ayının sonunda çıkan Uluslararası İşçiler Birliği (Birinci Enternasyonal) adlı kitaptan yararlanacak ve küreselleşme sürecinin “sol” üzerindeki etkisine değineceğim.

Yunanistan'daki Ayaklanma

7 Aralık günü Yunanistanın Atina kentinde 16 yaşında bir gencin polis kurşunuyla öldürülmesinden sonra çıkan ayaklanma, günlerce süren çatışmalarla birlikte hiç geri çekilmeden bugüne kadar geldi. Olayların bir gencin ölümüyle birlikte başlaması sadece bardağı taşıran son damla olmuştur. Asıl sebep ayaklanmacıların da dediği gibi kriz, işsizlik,kötü yaşam koşulları gibi toplumsal sebeplerdir ve aslında kapitalizmin de doğal sonucudur bu sebepler.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Kapitalizmin Roma Misali Çöküşü

Dikkatlice incelendiğinde günümüz dünyasının 1600 yıl öncesinin Avrupasıyla büyük benzerlikler taşıdığı görülebilir. O zamanlarda köleceliğin yegane uygulayıcısı durumuna düşmüş bir Roma İmparatorluğu vardı. Avrupa'nın her yerinde ekonomik olarak bir kriz, her gün yüzlerce isyan ve savaş, derin siyasal krizler, kültürel bir çöküş, kimlik bunalımları, her gün ortaya çıkan yeni dinler, efsaneler ve mesihler, ve tabi sömürünün en ağır biçimine maruz kalan ve ona karşı savaşan, hatta kendi çapında bir enternasyonal (hıristiyanlık) örgütleyen o dönemin devrimci sınıfı köleler.

Üniversitelerde Faşist Saldırılar

Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında, Uludağ ve Akdeniz üniversitelerinde solcu öğrencilere yönelik bıçaklı, satırlı ve silahlı faşist saldırılar düzenlenmişti. Çok geçmeden üniversitelerin açılması ile birlikte her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneksel faşist saldırılara yenileri eklendi. Faşist saldırıların yoğun olduğu İstanbul Üniversitesi’nde, YÖK’ ün 6 Kasım kuruluş yıldönümü protestosu öncesi faşistler solcu-devrimci öğrencilere sopalı satırlı saldırıda bulundu. İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleşen faşist saldırıdan bir ay geçmeden, önce Pamukkale Üniversitesi’nde okuyan bir Kürt öğrenci, bir grup faşist tarafından saldırılarıya uğrayarak 17 yerinden bıçaklandı, sonra İTÜ Maçka Kampüsü’nde 7-8 civarında solcu öğrenciye 15 kişilik faşist grup bıçaklarla satırlarla saldırarak 4 öğrenciyi yaraladı. Saldırıda yaralanan solcu öğrencilerden birinin kalbine bıçak isabet etti, yoğun bakıma alınan öğrencinin ciddiyetini koruduğu belirtilmişti. Aynı hafta içersinde faşist saldırıların sıcaklığı soğumadan, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde solcu öğrencilere sabah saatlerinde faşistlerin sözlü tacizde bulundular, solcu öğrenciler ile faşistler arasında başlayan çatışma, polislerin kampüse gelerek kampüsü kuşatması sonrasında çatışmalar gün boyu devam etti.

Yunanistan Olayları

Yunanistan'da 15 yaşındaki bir gencin, polis kurşunuyla ölmesiyle tüm dünyaya yayılan olaylar herkesi ilgilendirecek boyutlara ulaşmaya başladı. Yunanistan 1968'den beri anarşist nitelikli hareketlerin sıkça yaşandığı bir yer. Üniversite ve lise işgalleriyle sık sık anarşist gruplar ses getiren eylemlerde bulunuyor.

Krizi Yenmek

Küresel ekonomik krizin faturası Türkiye'ye çıkmaya başladı. Başbakan Tayyip Erdoğan her ne kadar 'bu sadece finans sektörünü ilgilendiren bir krizdir' dese de aslında durumun hiç de öyle olmadığı açık. Birçok fabrika sahibi krizin büyüklüğünden korkup kendini kurtarmak için işten çıkarmalara, ücretsiz izinlere, yarı ücretli izinlere başladı. Fakat hükümet ve bazı ekonomistler ısrarla işten çıkarmaların çözüm olmadığını, ücretli işçilerin aynı zamanda tüketici olduğunu ve krizde yapılan en büyük hatanın bu olduğunu söylüyor. Kısacası hükümet fabrikatörlere, şirketlere ve yöneticilerine, büyük yatırımcılara, bu krizden ancak halkın, işçilerin cebindeki sıcak parayla çıkabiliriz diyor. Yıllarca çalıştıkları fabrikalarda ezilen, üç kuruşa çalıştırılan işçiler, bir krizle birlikte ekonominin can damarı olmaya başladı. Yüzde seksen ikiye varan zamlar, çıkarılan türlü türlü yasalarla boynu iyice bükülen, cebinde ekmek parası olmayan insanlar için hükümet aracılığıyla mağazalarda indirim kampanyaları başlatılıyor. Peki ne için? Krizin etkisini bir an önce söndürüp fabrikatörlerin, patronların sömürüsüne devam etmesi, servetlerine servet katması için.

30 Temmuz 2009 Perşembe

BİR KAÇ KÜÇÜK ŞİİR

3.Mevki
İçme

İçme’den doluştular
yorgundular,
baktılar yer yok bir küfür savurdular
birer cigara yaktılar,
sonra sohbete koyuldular