Sayı 10 Ekim 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sayı 10 Ekim 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2009 Çarşamba

10. Sayı - İçindekiler

PDF Biçiminde İndirmek İçin Tıklayın


Çağır Çağır Çağır Çağırıyoruz!
IMF ve Dünya Bankası Toplantıları
İhsan Neyle Yaşar? (What Keeps Ihsan Alive)
Türkiye-Ermenistan İlişkileri
Birkaç Küçük Çizik (Unos Cuantos Piquetitos)
Kürt Sorunu'nda Çözüm-Kalım Arası Açılımlar
Öğrenci Postası
Üniversiteler Yeni Zamlarla Birlikte Açıldı
Bienal İçin
Çin'de “Sosyalizm” Maskesi Altında 60. Yıl Kutlamaları
Izgananie / The Banishment / Sürgün
Cinsel Devrim -Aile Sorunu-
Güneş de Doğar
Die Welle
Volver Filmi Hakkında

Staj Adı Altında Sömürüye Hayır! 





tüm sayılara iktisatsiyaset.org'dan ulaşabilirsiniz.

IMF ve Dünya Bankası Toplantıları


Türkiye Dünya'nın Neresinde?
Ekim ayının ilk günlerine İstanbul'da toplanan IMF ve Dünya Bankası (DB) toplantıları damgasını vurdu. 54 yıl aradan sonra ikinci kez Türkiye'de gerçekleştirilen toplantılar her yıl düzenli olarak yapılıyor. Dünya egemen sınıflarının bugüne ve geleceğe dair ekonomik değerlendirmelerinin, emekçi sınıfına yeni saldırı programlarının, ekonomik krizden çıkış yollarının ele alındığı bu toplantılardan çıkan sonuçların oldukça önemli olduğunu vurgulamak gerek.

İhsan Neyle Yaşar? (What Keeps Ihsan Alive)


İhsan Sarıgazi’de bir kiralık dairede, karısı ve ikisi ilkokula diğeri liseye giden üç çocuğu ile birlikte yaşar.
İhsan, pazar günler hariç her sabah, otobüse geç kalmasın diye saat 06.30’da onu binbir uğraşla uyandıran cefakâr çalar saatiyle yaşar.

3 Kasım 2009 Salı

Birkaç Küçük Çizik... (Unos Cuantos Piquetitos)



Etiler'de bir çöp konteynerinde Münevver Karabulut'un cesedi bulundu.”
Soruşturmayı derinleştiren polis, zanlının Karabulut'un erkek arkadaşının, işadamı Hayyam Garipoğlu'nun yeğeni Cem Garipoğlu olduğunu belirledi.”
Eminim bu satırları hepimiz defalarca okuduk, hepimiz hatırlıyoruz…
Olay çözüme ulaştı fakat bu olayın çözülme sürecinde ortaya çıkanlar kafamızda “ünlem”lerin belirmesine sebep oldu…
Kızın Orada Ne İşi Vardı…
Toplumun genel düşüncesi; kadınlar erkek arkadaşlarının evine gidemezler, her zaman baskı altında bulundurulmalıdırlar, göz kulak olunmazsa başa bela olurlar ve “namus” bekçiliği

Kürt Sorunu'nda Çözüm-Kalım Arası Açılımlar


Geçtiğimiz Temmuz ayında AKP hükümeti tarafından dile getirilmeye başlayan ve uzun süredir ülke gündeminin en önemli maddelerinden biri olarak üzerine konuşulan, tartışılan “Açılım” meselesini birkaç ana başlık etrafında kısaca değerlendirmeye çalışacağız bu yazımızda ve sürecin başladığı tarihten bugüne kadar yaşanan gelişmeleri tek tek ele almadan genel bir görünüm ortaya çıkarmaya uğraşacağız. Ele alacağımız konunun sıcaklığı ve açılımın içeriğinin henüz tam olarak netleşmemiş olması nedeniyle bu yöntemin daha doğru olacağı açık.

Türkiye - Ermenistan İlişkileri


Türkiye ile Ermenistan'ın dışişleri bakanları arasında 10 Ekim'de Bern'de ilişkilerin normalleştirilmesi ve sınırların açılması hakkındaki protokol imzalandı. Bölgede ve kısmen dünyada önemli bir yankı yaratan bu olay bir yandan da gündeme protokol kriziyle oturdu. Antlaşmanın imzalanması birkaç saat gecikti ve nihayetinde imzalandıktan sonra basın açıklaması yapılmadı. Krizin nedeni ise Yukarı Karabağ sorunuydu. Ermenistan, imza için bu sorunun ön koşul olarak ileri sürülmesine karşı çıkarken, Türkiye de Azerbaycan'ın gönlünü alma telaşındaydı. Nihayetinde Rusya dışişleri bakanı Lavrov'un araya girmesiyle kriz sonuçlandı.

1 Kasım 2009 Pazar

Öğrenci Postası


İstanbul Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi rektörlüğü yeni öğrenim yılına oldukça hızlı girdi. 32 öğrenci iki haftadan beş döneme kadar okuldan uzaklaştırıldı. “Üniversitede siyaseti bitireceğim” diyen Mesut Parlak'ın ardılı Yunus Söylet'in bayrağı devraldığı ortada. Ancak onların “siyaset”ten kasıtlarının sol siyaset olduğu da şüphesiz. Öyle ki, okulda yine faşistler ve İslamcılar “siyaset” yapıyorlar. Kemalist bir rektörün gidip yerine AKP'ye oldukça yakın yeni bir rektörün gelmesi genel durumu değiştirdi mi peki?

Adına düş denilen uykusuzluktur uykusundan uyanan

Uyuyamamanın bütün halleridir,

Frenleri boşalan dört tekerlekli bisiklettir,

-Acımasızdır,

Sessizliğin birden herkes uyurken küçülmesidir-

iki tekerlekten vazgeçmektir

adı İmge olan bir kuştur

Küçük çocuk resimlerinin büyümesidir.

Yolculuktur,

Akşam haberleridir

Krizdir,

Yağmura rağmen giyilen spor ayakkabılardır

Çiçek Abbas’tır

Kırmızı,

Kapital veya şiirdir

Oysa

Çocuklardır

Sokaktır hepsi,

Şehr-i tiyatrodur

Resim ve boya parasının sonuna kadar harcanmasıdır.

Liman arkası ve Hoştepeden

Görünürdür.

Evet

Biliyorum

Çoğu için

Yıkımdır

Dahası

Gökyüzünün altındadır

Sağım solum sobedir.

Yanımızdadır.

Şimdilik küçük adımlardan sadece birkaçıdır

Büyümektedir.


japon

Üniversiteler Yeni Zamlarla Birlikte Açıldı


Üniversite öğrencileri yeni eğitim – öğretim yılına harçlara, yurtlara, ulaşıma, yemek fiyatlarına kısacası A'dan Z'ye en temel ihtiyaçlarına ve gereksinimlerine yapılan zamlarla okula başladı. Dahası, yapılan zamlar, içinden geçmekte olduğumuz dünya ekonomik krizinin derinden hissedildiği bir dönemde yapıldı.

19 Ekim 2009 Pazartesi

17 Ekim 2009 Cumartesi

Bienal İçin



Bu yıl onbirincisi düzenlenen İstanbul Bienali, 99 yılından beri Hırvatistan’ın Zagreb kentinde faaliyet gösteren küratör kolektifi WHW (what, how & for whom) grubunun çalışmalarıyla gerçekleşti. 8 Kasım’a dek İstanbul’da üç ayrı mekanda 120’den fazla sanatçının eserleri gösterilmeye devam edecek.
Öncelikle bienalin yalnızca Antrepo’daki faaliyetlerini görmüş birisi olarak yazdığım yazının bir bütün olarak eksik kalacağını şimdiden vurgulamalıyım. Çünkü bienal Brecht, Elisabeth Houptmann ve Kurt Weil’in birlikte yazmış olduğu ‘Üç Kuruşluk Opera’nın 2. perdesinin kapanış şarkısı olan ‘İnsan Neyle Yaşar?’ başlığı ile hazırlanmış bir çalışma. 3 ayrı mekanda da birbirini bu konu ile bir şekilde kesen ve bütünleyen çalışmalara yer veriliyor, yani bienalin bir mekanını gezmek bir eleştiri yazısı yazmak için yeterli olmayacak. Örneğin benim gittiğim Antrepo’daki eserler daha çok işçi sınıfı, ekonomik kriz ve sınıfsal çelişkilerin baz alındığı bir çalışmayken, Rum Okulu’ndaki çalışmalarda daha çok ‘emek-beden’ konulu eserlere yer verilmiş.

Smania

Yağmurlar hangi ülkenin vatandaşıdır bilir misiniz,

Ya bulutlar gökyüzü,

Kediler, kuşlar…

Hangi gümrük memuru sormuştur pasaportunu güneşe,

Kim durdurabilmiştir rüzgarı sınırda,

Öylesine sıcak, öylesine bozkırdan kuzeye akarken,.

Söyleyin ne olur,

Sabah ayazları,

Çırılçıplak ayaklar

Ve usulca önümüzde büyüyen bahar sabahları

Hangi ülkenin vatandaşıdır?

Japon

Yafa’nın portakallarını kimler yiyecek?

Kim koklayacak Sicilya’nın çiçeklerini?

Hattuşa’nın şarkılarını kimler söyleyecek?

Kim toplayacak Eolya’nın zeytinlerini,

Dersim’in dağlarında kimler uyuyacak?

Göçmenlerin şarkısı tüm bu dünyanın sahnesi,

Kırılmamak için

Bir yol mücadelesi.


ferahi

Çin'de “Sosyalizm” Maskesi Altında 60. Yıl Kutlamaları


Kimi zaman öyle şeylerle karşılaşırsınız ki, karşınızdaki şaka mı yapıyor yoksa ciddi mi ayırt edemezsiniz. Çin hakkında söylenilenler de bizde bu etkiyi yaratıyor ve yalnız olmadığımıza eminiz. Eminiz çünkü, “5 yaşındaki çocuk bile bilir” deyişi burada gerçekliğe dönüşüyor. Bugün hala, Çin Halk Cumhuriyeti'nin “sosyalist” olduğunun ileri sürülmesini kastediyoruz.

Izgnanie / The Banishment / Sürgün


Sovyet sinemasının dünya sinema tarihi açısından önemi tartışmasız büyüktür. Sinemanın emekleme döneminde özellikle Eisenstein’ın öncülük ettiği film grameri ve kurgu tekniğinde çığır açan Pudovkin, Kuleshov gibi yönetmenleri yetiştirmiştir. Sovyet sineması kısa bir dönem gerileme dönemi yaşasa da 1960-70'li yıllarda çektiği filmlerle sinemanın ruhanî yanıyla ilgilenen, filmlerde felsefi anlam dünyaları oluşturan, birçok yönetmene ilham kaynağı olacak Andrei Tarkovsky ile devam etmiştir bu süreç. Bugün Tarkovsky’nin mirasını devam ettirdiği düşünülen Andrei Zvyagintsev, henüz iki film çekmesine rağmen, ilk filmi “Dönüş” ile Venedilk Film Festivali’nde Altın Aslan ve “Sürgün” ile 2007 Cannes en iyi erkek oyuncu (Konstantin Lavronenko), Moskova Rusya Film Klüpleri Federasyonu ödülü alması haricinde sinematografisi, alt metinleri, ahengi ve “kendine has”lığıyla, “deneyimli” yönetmen edasından da öte olgun, özgün ve çok başarılı bir noktadadır.

Cinsel Devrim - Aile Sorunu


Cinsellik, belki de yaşadığımız çağın en geri kalmış konusu. Bilimde, teknolojide ve sanatta hızla ilerleyen 21.yüzyıl insanı maalesef cinsellik konusunda buyurgan ahlaka boyun eğmiş durumda. Bu tek başına oluşan bir gerilik değil tabiî ki. Kapitalizmin ve onun toplumsal enstrümanlarının (aile, evlilik vb.) oluşturduğu bir gerilik. Tutucu ahlak göründüğü gibi sadece ideolojik bir yapı değildir. Maddi koşullar tarafından ayakta tutulur. Bu yüzden kapitalizm ve cinselliği birbirlerinin öncesi yada sonrası olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Güneş de Doğar


Hayatımızda güneşli ve uzun günler vardı; gecelerinin de gündüz gibi olduğu günler. Sürekli koşuşturmalarımız, taşlarla bölümler verdiğimiz evlerimiz, pet şişe telefonlarımız, top bulamadığımızda çoraplardan yaptığımız dokuz taş toplarımız…-..ortada kuyu var yandan geç.. Taşları yıktığımızda koşuşmalarımız, sanırım en çok bu oyunu sevdim çocukluğumda. Yorulmak bilmeyen, koşmalara koşturan oyunumuz.. O zaman arkadaşlar da bir başkaydı sanki, kadın-erkek yoktu sadece oyun vardı. Geceleri uyumak, yemek yemek, yıkanmak dışında pek eve uğradığımızda olmazdı. Buna rağmen nedense bildiğim tüm evle ilgili işleri o dönemde öğrendim, hatta yemek yapma deneyimlerim de bu zamandan kalma. Farkında olmadan geleceğin kadınları olmak için dersler alıyorduk annelerimizden, çoğundan kaçsak da.

Die Welle


2008 yapımı bir Alman filmi olan Die WellTarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. e'nin (Dalga) yönetmenlik koltuğunda 1973 doğumlu Dennis Gansel oturuyor. Yaşanmış olaylardan beyazperdeye aktarılan filmler kurgu filmlere göre izleyicide bir kat daha fazla etki bırakır, bu kimsenin karşı çıkacağını düşünmediğim bir gerçek. Die Welle filmi de tam olarak bu tanıma uyuyor.

Gazetecinin Ölümü

Resmini bir türlü yapamadım

Dağılmış bir yanında yatıyor fotoğrafları

Kalemi yokuştan aşağı iniyor tıkır tıkır

Küçük el yazısıyla not ettiği şiirleri

Uçuyor rüzgarda...

Karışıyor mazgaldaki kokuya kan kokusu

Ve en tuhafı da ne biliyor musun?

Bir gece vakti sokak ortasında vurulan gazetecinin üstünü

Mahalleli gazete parçalarıyla örttü.

Sıkıntının Günlüğü

Hayat ne kadar sıkıcı…

Saat hiç ilerlemiyor…

Bir dakika daha geçti…

Paranın da bir değişken olarak bulunduğu tüm denklemler çözümsüz…

En iyisi ‘’normal şartlar altında’’ kurulan tüm bu denklemlerdeki şartların normalliğini değiştirmek…

Kaygılar, kaygılar, kaygılar…

Yaş-lan-mak…

Karınca ordusu karnımda bir yerden bir yere göç ediyor…

Her şey değişir de mavi gömleğin mavisi nasıl aynı kalır?

Deterjan reklâmı gibi…

Aslında, belki de hiç bir şey değişmiyor…

Yemek yapmak, çamaşır asmak…

Üstelik aitlik hissi olmadan, zaman denen olgunun hareketinin yavaşlığına katlanabilmek için…

Siyah saçlar, siyah gözler, siyah, siyah, siyah…

Düzenin karmaşası, karmaşanın rutinliği…

Erkekler ve kadınlar özgüvensiz ama mutlu…

Gülümseyen dişler kime acaba?

Sonra sayılabilirlik, sayılamazlık, aymazlık…

Gelmeler, gitmeler…

Kime olduğu bilinmeyen söylenmeler…

Ve belki en acıklısı dönüş üstüne söylenenler…