PDF Biçiminde İndirmek İçin Tıklayın
Kim görmüş kim
Kim görmüş benim öldüğümü rüyasında
Hani o yaz günü
Yaz günü yol kenarında
Up uzun boylu boyunca yatıp ta
Azraille seviştiğimi kim görmüş
Ben ölmem böyle 24 yaşında gençken
Yıl erken
Yıl daha tamamlanmadı temmuz ayında
Ben
Ben daha neler yapacağım gör
Ne ki seni böyle korkutan sevgilim
Neden gözlerindeki inci tanesi yüreğime damlar
Bir yanım hasret
Bir yanım kor olsa da burada
Ben tekrar doğacağım ellerinde
Seninle büyüyüp seninle var olacağım
Yarın benim günüm
Yarın benim
Tut elimden sevgilim
Ben yaşayacağım
beta
sayı 04 ekim 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sayı 04 ekim 2008 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Eylül 2009 Salı
— Bir İmparatorluk Övgüsü-
Bu öyle bir şiirdir ki, Kral Beşinci George,
beni Buckhingham Sarayı'nın avlusundaki fıskiyeye
zincire vursaydı ve istediğim yemeklerle, kadınları
bana ihsan buyurmuş olsaydı, ancak yazardım.
— Zincire vurulan kardeşim Bongo Bongo'ya -
beni Buckhingham Sarayı'nın avlusundaki fıskiyeye
zincire vursaydı ve istediğim yemeklerle, kadınları
bana ihsan buyurmuş olsaydı, ancak yazardım.
— Zincire vurulan kardeşim Bongo Bongo'ya -
29 Ağustos 2009 Cumartesi
GULFİROŞ
Ez ji xew rabûm, gulfiroşek dî,
Pir gelek şa bûm, gul bi dil didî.
Gul bi dil didî.
Hebû me yek dil, tev jan û kul bû,
Ne bûme bawer, gul bi dil bidî.
Gul bi dil bidî.
Bazar me kir go, ser bi ser nadim,
Ê gulperest bî, can û dil didî.
Can û dil didî.
Min go kî didî, can û dil bi gul,
Go: ev bazar e, dil bi kul didî.
Dil bi kul didî.
Min can û dil dan, dil kiriye qêrîn,
Go ho Cegerxwîn, dil bi gul didî.
Dil bi guk d
Cigerxwîn
Pir gelek şa bûm, gul bi dil didî.
Gul bi dil didî.
Hebû me yek dil, tev jan û kul bû,
Ne bûme bawer, gul bi dil bidî.
Gul bi dil bidî.
Bazar me kir go, ser bi ser nadim,
Ê gulperest bî, can û dil didî.
Can û dil didî.
Min go kî didî, can û dil bi gul,
Go: ev bazar e, dil bi kul didî.
Dil bi kul didî.
Min can û dil dan, dil kiriye qêrîn,
Go ho Cegerxwîn, dil bi gul didî.
Dil bi guk d
Cigerxwîn
1 Ağustos 2009 Cumartesi
ariel dorfman
Birinci Ses
_Başlarda çalışacak ne kâğıdım vardı ne kalemim.
Altıncı Ses
_ Bunu biliyorsun.
Başka ne yapsan ağzında kül tadı bırakırdı. Bunu biliyorsun.
Dünyanın fakir insanları haykırıyor.
Dünyanın fakir insanları haykırıyor
ama general ve silah istedikleri için değil
okul ve doktor istedikleri için.
Sadece yaptığın şeye inanmak zorundasın, hepsi bu.
kitap köşesi
Şubattan Geçen Yol
Kabalcı yayınevinden çıkan Şubattan Geçen Yol, Avusturya’daki Dollfus rejimine bakmamızı sağlıyor…1934 Şubat'ında Avusturya işçileri faşist Dollfuss rejimine karşı ayaklandıklarında Anna Seghers bir yıldır Paris'te sürgündeydi. Ayaklanma beş gün içinde bastırıldı, önderi Koloman Wallisch asıldı. "Şubat", Avrupa faşizminin genel bir provasıydı.
Yenilgiden iki hafta sonra Anna Seghers olayın izlerini araştırmak üzere Avusturya'ya gitti. Bu yolculuğun ilk ürünü Koloman Wallisch'in Son Yolu adlı öykü oldu. 1935'te bunu Şubattan Geçen Yol izledi. Bu roman, belgesel değeriyle olduğu kadar, çok dallı kompozisyonu ile de dikkat çekti.
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Öğret-Men
Adın ne diye sordu öğretmen
Çocuk bilmiyorum dedi
Tabi anlayamadı öğret-men
Israrla
7 yaşındaki çocuk adını bilmez mi dedi
Çocuk güldü, kahkahalarla
Öğretmen sinirli
Ukala adını bilmiyorsun bide sırıtıyorsun dedi
Çocuk susmuştu
Hatta susturulmuştu, önüne baktı biraz
Diyecekti ki sende bilmiyorsun
Bilmediğini bana nasıl anlatacaksın
Hadi söyle
Öğretmen öret-men
beta
Çocuk bilmiyorum dedi
Tabi anlayamadı öğret-men
Israrla
7 yaşındaki çocuk adını bilmez mi dedi
Çocuk güldü, kahkahalarla
Öğretmen sinirli
Ukala adını bilmiyorsun bide sırıtıyorsun dedi
Çocuk susmuştu
Hatta susturulmuştu, önüne baktı biraz
Diyecekti ki sende bilmiyorsun
Bilmediğini bana nasıl anlatacaksın
Hadi söyle
Öğretmen öret-men
beta
Olmak
Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanatsız, akşam vakti,
Deniz kıyısında bir tarasada, kaldırmış bir sofrada kalmak diye bir sorunu yok onun. Umutsuzluk, ortalık kararır kararmaz bir karıktan kalkıp öbürüne konan tohumlara benzeyen, o bir sürü küçük küçük olayların dönüşü değil bu. Bir taşın üstündeki köpük ya da su bardağı değil
27 Temmuz 2009 Pazartesi
bir kaç küçük şiir
Terziler geldiler
Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
O çelenk on bin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi,
'Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler.'
…
Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri
Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler.
Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar.
Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular
Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler;
…
Turgut Uyar
Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
O çelenk on bin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi,
'Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler.'
…
Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri
Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler.
Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar.
Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular
Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler;
…
Turgut Uyar
Tiyatronun Geçmişi
Tarihte ilk tiyatro Yunan toplumunda, dinsel törenlerden özerkleşerek bir sanat türü haline geldi. Estetik ölçütlerle değerlendirilen bir ‘’oyun’’a dönüştü.
Yunan toplumunda tiyatronun öncülü, şarap, bereket ve bitkiler tanrısı Dionysos'u kutsamak için yapılan Bacchanolia şenliklerinde bir koronun söylediği dithyramboy şarkılarıydı. Koro, bu şarkılarda, farklı kişilerin konuşmasını canlandırmak için söz ve tavır değişikliğinden yararlanıyordu. Daha sonra, oyuncu ve oyun yazarı Thespis, koronun karşısına, farklı kişilikleri farklı maskelerle temsil eden bir oyuncu koydu. Böylece daha karmaşık konular ele alınabiliyor, farklı anlatım biçimleri denenebiliyordu.
tiyatro
Tiyatro da başka sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanatlaşmıştır. Kökeninde, ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabaları yatar. Tiyatro sanatının doğuşu tanrı Dionysos için yapılan şenliklere dayanıyor. Tanrı Dionysos, en büyük Grek tanrısı Zeus ile Semele’nin birleşmesinden dünyaya geldi. Semele, Dionysos’u ölürken doğurdu. Bu yüzden, daha sonraları yapılacak olan ve tiyatronun oluşmasına katkıda bulunacak hatta ilk oyuncuyu ortaya çıkaracak dramatik yarışmalarda “ölümün yeni bir yaşam getirmesi inancı” hakim. Diğer tanrılar gibi Dionysos da öldürüldü. Ancak Zeus, Dionysos’a yeniden can verdi. Böylece Dionysos , “iki defa doğan” anlamına gelen ditrambos niteliğini kazandı. (Sonraları Dionysos için koro ile söylenen ezgilere de aynı isim verildi.)
sinema
Kaldırım serçesi (La Mome)
Ünlü Fransız sanatçısı, ‘kaldırım serçesi’ lakaplı Edith Piaf’ın yaşamını konu alan bu filmi, Edith Piaf’i dinlemekten keyif alanların ve onla henüz tanışmayanların izlemesi gerekli. Sesindeki hüznün nedenini bir kez daha anlıyor insan.
25 Temmuz 2009 Cumartesi
Bir Zeytin Haberi
İstanbul'da iki inşaat şirketinin sahibi olup, yaz aylarında Datça'da yaşayan inşaat mühendisi Timur Kabaklarlı, otomobiliyle Bodrum'a giderken, Yeşilbağcılar Beldesi'nde çok sayıda zeytin ağacının iş makineleriyle köklerinden söküldüğünü gördü. Kabaklarlı, işçilerden, zeytin ağaçlarının kömür çıkarmak için söküldüğünü öğrenince köylülerle irtibata geçti.
24 Temmuz 2009 Cuma
Bir Zeytin Hikâyesi
Zeytin ağacı ilkbaharda çiçeklenir. Çekirdeğinin sertleşmesi ve meyvelerinin olgunlaşması yaz aylarında başlar. Eylül ve kasım aylarında renk değiştirmeye başlayan zeytin, önce yeşilden mora, sonra siyaha dönüşerek olgunlaşır. Bu aşamaya “alacalanma” denir. Olgunlaşan zeytinlerin hasadı eylül sonundan şubata kadar devam eder. Elde edilecek yağın kalitesi zeytinin nasıl toplandığıyla yakından ilgilidir. En kaliteli zeytinyağı, dalından tek tek toplanmış zeytinden elde edilir. Zeytin, ayrıca yere dökülerek veya emici makineler vasıtasıyla elde edilir. Zeytinin hasattan hemen kısa bir süre sonra işlenmesi gerekir. Bunun için de yağ olacak zeytinler önce otomatik makinelerle yaprak ayıklama ve yıkama işlemine tabi tutulur. Bundan sonra zeytin preslerde ezilerek bitkinin dokularında yağın çıkarılması sağlanır. 1 kilo erken hasat zeytinyağı üretmek için yaklaşık 10 kilo zeytin kullanılır. Diğer türlerde 1 kilo zeytinyağı üretmek için 7–8 kilo zeytin yeterlidir.
23 Temmuz 2009 Perşembe
büyüme darbesi
“Tüm bu çocukların büyümesi gerek” dedi başkan. “Evet ordum, en büyük görevimiz budur… Tüm bu çocukları büyüteceğiz. Yetişkinler dünyasının giriş kapısına emniyet şeritleri çekin derhal. Hiç kimse oraya büyümeden giremesin. Masalar kurulsun girişlere. Derhal büyüteceğiz tüm çocukları.”
Korku
Korkuyorum, hiçbir zaman doymak nedir bilmeyen insanoğlu her şeyi çalıyor. Açgözlülüğün önünde hiçbir kaygı yok. Herkes kendini kurtlar sofrasında buluveriyor birden. Yalandan atılan demokrasi nutuklarının ardına saklanıp yaptıkları her şeyi meşru gösterme çabası durumu iyice vahşileştiriyor. Biz demokratız, biz özgürlükçüyüz yalanları altında devir emek çalma devri, yoksulluk devri, aşağılanmışlık devri, ezilmişlik devri oluyor. Daha başarılı daha güçlü olma peşindeki şirketler ve patronları insanlara demokrasinin, özgürlüğün olduğundan bahsediyor 'ben bu günlere geldiysem demokrasi sayesindedir.' diyerek isterse herkesin kendisi gibi olabileceğinden bahsediyor. Ama bu şirketlerin insanlara fırsatlar sunmak için mi yoksa kendi gücünü arttırmak için mi işçi çalıştırdıkları çok önemli bir konu olmuyor.
22 Temmuz 2009 Çarşamba
ÖSS Sistemi Değişiyor!
Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) her yıl yapılan değişikliklerle bir yap-boz oyunu haline gelmiş durumda. Uygulanması planlanan yeni sınav sistemine göre öğrenciler 10. 11. ve 12. sınıflarda her yılsonunda “olgunlaşma sınavı”na ve son yıl da ÖSS’ye girecek. Başlangıçta yılsonu sınavlarının %25, ÖSS’nin ise %70 oranında etki yapması düşünülüyor. Yılsonu sınavlarının etkilerinin zamanla artırılması ve bu dört sınavın eşit hale gelmesi planlanıyor. Düşünülen bir başka sisteme göre, aday, belirlenen 12–13 konudan istediği beşinden sınava girecek ve üç konudan aldığı puanla üniversiteye yerleşebilecek. Üniversiteler de alacakları öğrencileri bölümlere bağlı olarak 3 konu ve taban puan belirleyerek seçecekler. Yerleştirme ÖSYM ya da üniversiteler tarafından yapılacak. Bu sistem uygulamaya konulduğunda öğrencinin hangi liseden mezun olduğunun önemi kalmayacak.
Manisa’da Ulaşım Ücretlerine Zam
Üniversitelerin açılmasına günler öncesinde, YÖK'ün üniversite harç ücretine %10'luk zam yapması, üniversite harç ücretini nasıl yatıracağım diye derin derin düşündürürken, arkadaşım, ulaşım ücretlerine de zam yapıldığı haberini verince, zamları düşünmek bir yana, zamlara karşı nasıl bir mücadele verilmesi gerektiğini düşünmeye başladım.
Ekim Devrimi ve Sosyalizm
1914 yılında başlayan Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda, o tarihte işçi sınıfının uluslararası örgütü olan Sosyalist (II.) Enternasyonal’in Sosyal-demokrat partilerinin tek istisnayla tümü, bu savaşta kendi burjuva ulus-devletlerini desteklemişler, bu tutumlarıyla doğrudan emperyalist savaşa ortak olup işçi sınıfına büyük bir darbe indirmişlerdi. Bu partiler içinde tek istisna ise, Rusya Sosyal-demokrat İşçi Partisi- Bolşeviklerdi.
Marksizm ve Öğrenci Gençlik
Marksistlerin öğrenci gençliğe yaklaşımlarında esas olarak, öğrencilerin toplumun aydın tabakası gibi en canlı kesimini oluşturdukları gerçeğinden hareket ederek, mücadelelerinin kesinlikle işçi sınıfı mücadelesine kazanılması gerektiği üzerinden şekillenir. Bu yüzden Marksistler, gençliğin öncelikle Marksist öğretiye kazanılması ve bu yönde çalışılması ve bunun için de asıl olarak gençliği hareketçiliğe teşvik ederek değil, mücadelenin yalnızca örgütlü bir Marksist parti dolayımıyla başarıya ulaşabileceği gerçeğini ön plana çıkarırlar. Öğrenciler bir sosyal bir sınıf olmadıkları gibi, yalnızca eğitim süresi boyunca bir bütün oluştururlar, öğrenci gençliğin büyük çoğunluğu eğitimin sonunda işçi sınıfına işçi ya da işsiz olarak dahil olmaktadır. Dolayısıyla, gençlik ne kendiliğinden devrimcidir, ne de bir küçük burjuva.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
