16 Aralık 2012 Pazar
8 Ekim 2012 Pazartesi
İktisat-Siyaset Tezkere Bildirisi
Enternasyonalist Mücadeleyi Yükseltelim!
Hükümete yurt dışına asker gönderme yetkisi veren tezkere 4 Ekim günü TBMM’den geçti. AKP’li ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen tezkere, herhangi bir devletin adını anmamasına karşın, Suriye’yi hedefliyor ve iktidara bu ülkeye dilediği an, Meclis’e sormadan savaş açma hakkı tanıyor.
AKP iktidarının Batılı emperyalist müttefiklerinin çıkarları doğrultusunda Suriye’ye açık askeri müdahalede bulunmasının önünü açan tezkere, Suriye’den ateşlenen bir top mermisinin yanlışlıkla Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşmesinin ardından gündeme geldi. Uzun süredir bu tür bir fırsat bekleyen AKP, 5 kişinin ölmesiyle sonuçlanan bu kaza üzerine, apar topar hazırladığı “yabancı ülkelere asker gönderme tezkeresi”ni gece yarısı Meclis’e sundu ve düzenlenen gizli oturumda onaylattı.
Bu tezkere ile birlikte, Batılı emperyalistlerin ve AKP’nin Suriye’deki alt taşeronu olan (gerçek taşeron Ankara’da) Sünni-İslamcı teröristlere, BAAS rejimi karşısında yenilgiye uğramalarına izin verilmeyeceği ve gerekirse Türk Ordusu’nun onlarla omuz omuza savaşacağı biçiminde çok güçlü bir sinyal verilmiştir.
Öte yandan, tezkerede hiçbir ülkenin adının anılmaması, AKP iktidarına, dilediği anda ve hiçbir kurumun onayını almaksızın, şu anda gündemde olmayan başka ülkelere savaş açma imkânı da sunmaktadır.
Bu tezkerenin Meclis’ten geçmesi, öncelikle Türkiye işçi sınıfına ve emekçilerine yönelik açık bir meydan okumadır. Yıllardır kadınları eve kapatıp ”en az üç” çocuk doğurmaya çağıran Erdoğan, genç kuşakları yalnızca işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm etmemekte; onları savaş meydanlarında kitlesel bir kıyıma sürüklemenin hazırlıklarını yapmaktadır.
Hükümetlerin politikalarını belirleyen şey onların din veye milliyet üzerinde yükselen ideolojileri değil temsilcisi oldukları egemen sınıf olan burjuvazinin çıkarlarıdır. Yaklaşan felaketi önleyebilecek tek toplumsal güç ise işçi sınıfıdır. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Batılı emperyalistlerin taşeronu yeni bir Sünni-İslam “imparatorluğu” (“yeni Osmanlı”) kurma hayaliyle hızlandırdığı bölgesel savaş hazırlıklarına karşı gençlik, işçi sınıfıyla birlikte harekete geçmeli; tüm insanlığın kurtuluşu için enternasyonalist-sosyalist çözümü geliştirmelidir.
Kapitalizmin ürettiği savaşlar Libya’da ve şimdi de Suriye'de yeşertildiği üzere ne ilk ne de son olacaktır. Kapitalist sömürü ortadan kaldırılmadığı müddetçe milyonlarca emekçi ve genç savaş cephelerine gönderilecek ve kapitalistler kârlarını arttırmaya devam edecektir. Savaşı durdurabilmek ve dünyayı nihai bir barışa götürebilecek sosyalist devrimlerin önünü açmak Ortadoğulu emekçilerin ve gençliğin elindedir. Bu yaklaşıma sahip tüm savaş karşıtı öğrencileri harekete geçmeye ve mücadelemize omuz vermeye çağırıyoruz.
Gerçek düşman savaşların nedeni olan kapitalizm ve burjuvazidir!
Suriye'ye emperyalist müdahaleye hayır!
Türkiye elini Suriye'den çek!
Yaşasın Ortadoğu sosyalist devrimi!
4 Eylül 2012 Salı
29 Mayıs 2012 Salı
15 Mart 2012 Perşembe
Sivas Davası'ndan İstanbul Üniversitesi'ne: Egemenlerin Adaleti
1993
yılında Sivas Madımak Oteli’nde 35 insan devletin gözetiminde
gerici bir güruh tarafından diri diri yakılarak katledilmişti. 19
yıldır süren bu davada son nokta ise henüz kondu; Ankara 11. Ağır
Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, avukatların son beyanlarının
dinlenmesinin ardından karar açıklandı. Mahkeme, sanıklar Cafer
Erçakmak ve Yılmaz Bağ’ın ölmeleri; Şevket Erdoğan, Köksal
Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden
ise "zamanaşımı" nedeniyle kamu davasının
düşürülmesine karar verdi.5 Kasım 2011 Cumartesi
Beyazıt Meydanı’nda YÖK Düzeni Protesto Edildi
27 Ekim 2011 Perşembe
8 Haziran 2011 Çarşamba
12 Haziran Seçimleri
Sermayenin Diktatörlüğü ve Devrimci İşçi Sınıfının Yolu
12 Haziran seçimlerinin sonuçları, olağanüstü bir durum gerçekleşmezse artık büyük ölçüde biliniyor. İktidar partisi AKP yine seçimden birinci parti olarak çıkacağının güveniyle çalışmalarını sürdürse de CHP'nin yükselişi AKP'ye, 9 yıllık iktidarının hem üslup hem de baskı açısından en saldırgan dönemini yaşatıyor. AKP, küresel sermaye ve Türkiye burjuvazisinin programı doğrultusunda yaşama geçirdiği politikalarla oluşan ve krizin ötelenmesiyle varlığını şimdilik sürdüren “ekonomik istikrar” söylemi çerçevesinde iktidarını korumayı planlıyor.
CHP ise, Kılıçdaroğlu'nun gelişiyle birlikte ivme kazanan değişim rüzgarıyla birlikte bugün artık eski statükocu-ulusalcı çizgisinden büyük ölçüde uzaklaşmış durumda. Artık CHP, büyük sermayeye AKP'nin bir alternatifi olduğunu kesin bir şekilde ifade edebiliyor; Kürt sorunu ve anayasa üzerine yaptığı açılımlarla hiç şüphesiz AKP'den daha liberal bir burjuva partisi görünümü çiziyor.
İktidar yarışının uzağında kalmış MHP de dahil olmak üzere burjuva partilerinin temel amacının egemen sınıfın siyasi temsilcisi olmak ve yine bu sınıfın çıkarları doğrultusunda politikaları gerçekleştirmek, başta işçi sınıfı olmak üzere ezilenleri kontrol altında tutmak olduğunu görmek için parlamanter demokrasiler tarihine bakmak yeterlidir. Seçim meydanlarında sıralanan içi boş vaatler, sorunların nedenleriyle değil sonuçlarıyla uğraşmaktadır. Sınıflı toplum ve kapitalist sömürüden doğan tüm sorunlar karşısında “biz çözeriz!” diye bağıran ve çözüm adresi olarak da yine sistemin bir parçası olan parlamentoyu gösteren burjuva partilerinin gerçekte yoksulluk, işsizlik, açlık, savaşlar gibi temel sorunlarla bir alıp veremediklerinin olmayışı, bu partilerin kapitalist sistemle hiçbir sorunlarının olmayışından kaynaklanıyor. Kürt halkına ve Alevilere yönelik söylemleri de, toplumun diğer ezilen kesimlerine yönelik olduğu gibi sorunları ortadan kaldırma amacına değil, oy kapma telaşına dayanıyor.
Egemen sınıfının ideolojisi ve hegemonyası altında bulunan emekçilerin yeni bir dünya özleminin savunucusu olan devrimci işçi sınıfı partisinin yokluğu ise sermayenin egemenliğinin sürdürülmesini oldukça kolaylaştırmaktadır. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da olduğu gibi bu egemenliğe karşı ayağa kalkıldığında işçi sınıfı örgütsüz ve devrimci partisinden yoksunsa, sonuç yine değişmeyecek, sermayenin diktatörlüğü varlığını sürdürecektir.
12 Haziran seçimlerine işçi sınıfının dünya çapında sosyalist kurtuluşu; devrim ve sosyalizm eksenli enternasyonalist perspektifle katılan herhangi bir parti ya da aday bulunmuyor. Kürt halkına yönelik her türlü baskı ve saldırıya karşı kararlılıkla mücadele vermek ve onun meşru demokratik taleplerini desteklemek dün olduğu gibi bugün de elzemdir. Ancak sosyalistler sınıf perspektifini yitirmemeli, emekçilerin ve halkların ezilmeleri ve baskı altında tutulmaları üzerinde yükselen parlamentoların “demokrasi” maskesinin, gerçekte, sermayenin egemenliğini toplumun rızasına dayalı sürdürmesinin bir aracı olduğunu göz ardı etmemeli; kapitalizmi dünya çapında ortadan kaldırma ve sınıfsız bir dünya kurma hedefinin tek öznesi olan işçi sınıfının çıkarlarını merkez almalıdırlar. Bu perspektiften bakan bizler için 'Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku' da hem bloğun oluşturuluş biçimi hem de seçim bildirgesiyle işçi sınıfının çıkarlarını temsil etmemektedir. Blok tarafından tüm sorunların çözüm adresi olarak burjuva parlamentosu gösterilmekte, seçim bildirgesi yalnızca demokratik talepler etrafında şekillenmekte ve sınıflı toplum yapısının, kapitalist sömürünün, burjuvazinin egemenlik aracı olarak devletin kaldırılması yolunda işçi sınıfının sınıfsız dünya perspektifi bloğun ne bildirgesinde ne de söyleminde bulunmaktadır.
Dünyanın her bir yerinde savaşların ve toplumsal altüst oluşların yaşandığı bugünkü gibi koşullarda, burjuva rejimler demokratikleşmek bir yana hepimizin gördüğü gibi otoriterleşiyorlar ve ezilen sınıflara karşı hazırlık yapıyorlar. Bizler 1917 Ekim Devrimi'nin en değerli miraslarından birisi olan, Lenin ve Troçki gibi Marksist devrimcilerin de yer aldığı Komünist Enternasyonal'in II. Kongresinde (1920) kabul edilen şu ifadenin bugün de hem işçi sınıfı hem de Marksistler için yol gösterici olduğunu düşünüyoruz: “Hükümet sistemi olarak parlamentarizm, burjuva egemenliğinin “demokratik” bir biçimi haline gelmiştir; gelişmesinin belirli bir anında bu biçim, görünüşte sınıfların değil, “halkın iradesini” ifade eden bir temsiliyet kurgusuna ihtiyaç gösterir; gerçekte bu “demokratik” biçim, hüküm süren sermayenin elinde bir baskı ve zor altına alma aletini oluşturur.”
Bu gerçeklikten hareketle, sermayenin diktatörlüğüne ve 12 Haziran seçimlerine ilişkin parlamentarist yanılsamalara karşı, Kuzey Afrika ve Ortadoğu işçi sınıfı ile gençliğinin bugün eksikliğini yakıcı bir şekilde duyduğu işçi sınıfının devrimci enternasyonalist partisini yaratma ve emekçileri sosyalist bir dünya için seferber etme perspektifini 12 Haziran seçimlerinde de sürdüren Sosyalizm* grubunun tutumunu destekliyor ve mücadelemizi bu yönde sürdüyoruz.
*Sınıfsız Sınırsız Sömürüsüz Sosyalizm: sosyalizm.eu
iktisatsiyaset.org
iktisatsiyaset@gmail.com














