18 Şubat 2011 Cuma

İstanbul Üniversitesi’nde Baskılar Devam Ediyor

İstanbul Üniversitesi yönetiminin ilk dönemle beraber Öğrenci Kültür Merkezi’ni kapatmasını, daha sonraki aylarda fakültelerdeki muhalif öğrenci kulüplerini kapatması izledi.  En son, İktisat Fakültesi’nde bulunan Sosyal Bilimler Kulübü ve Ekonomi Kulübü “tüzüklerinin benzer olduğu” gibi saçma bir gerekçeyle kapatma işlemine tabi tutulmuş bulunuyor. Rektörlük bu kulüpleri kapatırken, hükümete yakın olan ve sermayeyle ortak çalışan kulüplerin önünü açmaktadır. Üniversite yönetimi öğrencilerin kültürel, sanatsal, siyasal ve sosyal faaliyetlerini engellemekte, yalnızca kariyer kulüplerini öğrencilere adres göstermektedir. Bu, aynı zamanda, bir önceki rektör olan Kemalist Mesut Parlak’ın “üniversitede siyaseti bitireceğim” sözünün AKP’li rektör tarafından devralındığını ve muhalif seslere hiçbir yaşam alanı bırakılmaması programının sürdürüldüğünü göstermektedir.

9 Ocak 2011 Pazar

Reformist-Ulusalcı Söylemin Gölgesinde Üniversite Konferansı

uni_konferansi5 Ocak’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde Ayhan Şahenk Salonu’nda yapılması planlanan Üniversite Konferansı Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü tarafından önce izin verilmesine rağmen son dakika kararıyla iptal edilmişti. Bunun üzerine B.Ü. Rektörlüğü, üniversite konferansı hazırlık komitesi tarafından “http://universitekonferansi.org” sitesinde yayınlanan metinde sert biçimde eleştirildi. Bunun sonucunda iptal kararının ardından etkinlik 7 Ocak tarihinde, Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde geniş katılımla gerçekleştirildi. Sosyalizm Gençliği olarak düzenleyici kurumlar arasında yer almayarak konferansa katılım gerçekleştirdik.  Konferansın tanıtımında, düzenleyici kurumlar [1],  üniversite bileşenlerinin, yani öğrencilerin, akademisyenlerin ve üniversite emekçilerinin temel sorunlarının tartışılmasına ve bu tartışılanlar üzerinden çeşitli sonuçlar çıkarılmasına vurgu yapmıştı. Fakat gerek konferansın başında gerek sonunda kürsüde konuşan kişilerin sadece 3′ü akademisyendi ve geri kalanı tamamen öğrenciydi. Anlaşılacağı üzere konferansın tanıtımında yer alan “üniversite çaışanlarının” söz hakkı hususu atlandı. Bu açıdan bakıldığında konferans üniversite bileşenlerini tam olarak kapsamamış ve salondaki ağırlığı öğrenci gençlik oluşturmuştur.

4 Ocak 2011 Salı

İstanbul Üniversitesi'nde Soruşturma Terörü

IUİstanbul Üniversitesi'nde pazartesi günü okula giden 45 öğrenci rektörlüğün soruşturma ilanıyla karşılaştı. Soruşturma gerekçesini “27-28 Ekim ve 1 Kasım 2010 tarihlerinde kimlik göstermeden, çanta kontrolü yaptırmadan zorla okula giriş yapmak” olarak sunan üniversite yönetimi, daha önce yaptığı düzenlemelere ve öğrencilere yönelik saldırılarına bir yenisini daha eklemiş oldu.

Hatırlanacağı gibi, 1 Kasım 2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi'nde iki öğrenci özel güvenlik birimlerinin gayri-meşru üst ve çanta aramasına karşı geldikleri için dövülmüş ve ardından polis tarafından gözaltına alınmışlardı. Bu saldırıyı ve üst aramalarını protesto etmek için öğlen saatlerinde biraraya gelen öğrenciler, yalnızca araç sahiplerinin “kimlik göstermeden, çanta kontrolü yaptırmadan” yani zorla (!) girdikleri araç kapısından toplu giriş yapmışlar, üniversite içerisinde saldırıya ve üst aramalarına karşı tüm öğrencilere birlikte mücadele çağrısı yaparak eylemi sonlandırmışlardı.

Sermayenin, eğitim yılının başlamasıyla açığa çıkan YÖK genelgesiyle birlikte, üniversiteleri düşünmeyen mahkumların bulunduğu cezaevlerine dönüştürme niyeti zaten açığa çıkmıştı. Geçtiğimiz günlerde buna, fiilen uygulamada olan, ama İÜ rektörü Yunus Söylet'in talebiyle daha genişletilen polis arama yetkisi eklenmişti. İÜ'deki son soruşturma terörü, hiç şüphesiz bu sürecin bir devamıdır ve bu süreç yalnızca İÜ'de değil, birçok üniversitede bütünlüklü olarak gerçekleştirilmektedir.

İÜ yönetiminin açılan soruşturmaları tam da bugünlerde açıklamasının arkasında, önümüzdeki hafta final dönemine (ve ardından da yarıyıl tatiline) girecek öğrencilerin ciddi bir direniş örgütleyememesi hesabının yattığı da düşünüldüğünde, soruşturmaların tamamen bilinçli bir saldırının ürünü olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Soruşturma terörüne maruz kalan öğrenciler, tüm bunlara rağmen birleşik ve kitlesel bir mücadele hattı örgütleyebilirlerse hiç şüphesiz soruşturmalar geri çekilecek ve yıl başından itibaren hız verilen bütünlüklü saldırıya karşı koymanın önünü açacaklardır.

İÜ'den İktisat-Siyaset okuru öğrenciler

İstanbul Üniversitesi’nde Polise Bir Yıllık Arama İzni

İstanbul Üniversitesi’nde olağanüstü hal uygulamalarına bir yenisi daha eklendi. Geçen aylarda YÖK kararıyla üniversitelerdeki sayıları hızla arttırılan polislere bu kez 1 yıl boyunca sınırsız arama yetkisi verildi. İ.Ü. rektörlüğünün savcılığa başvurarak aldırdığı mahkeme kararına göre polis bir yıl boyunca Beyazıt’taki bütün fakültelerde arama yapabilecek. “Önleme Araması Kararı” adıyla duyurulan kararda öğrencilerin çanta, paket, poşet, araç ve özel kağıtlarının da aranabileceği belirtilmiş. Ayrıca arama yapılacak yerler de karara eklenmiş, buna göre Fatih sınırlarındaki bütün fakülte, yüksekokul ve idari binaların girişinde, hatta çevresinde de istenildiği taktirde arama yapılabilecek.

16 Aralık 2010 Perşembe

17. Sayı

İçindekiler

17. Sayıya “Önsöz”                                                                                  2

Avrupa'da Kitlesel Öğrenci Hareketleri Üzerine                                           7

“Türban Sorunsalı” ve Çözümsüzlük Arayışları                                          10

Egemenlerin Adaleti ve 19 Aralık Katliamı                                                14

Eğitim Şurası Toplandı                                                                           17

Üniversiteli Olmak                                                                                 19

Üniversitelerde Özgürlüğün Sefaleti                                                         20

Fetiş                                                                                                    21                                                                                                                                                                                                                  
Vardiyada                                                                                             22

Benim Şairlerim Dize Dize-1 “Duvar”                                                        23
  
Yeni Dünya'ya Açılan Kapı: Ekim Devrimi                                                 27

Öğrenci Gençliğin Sendikası Olmalı mı?                                                    33

Haiti'de Kapitalizm Afeti                                                                          38

'Yeni CHP' ile Yeni Dönem                                                                       41

Arif Damar'ın Ardından                                                                           46

DİSK Bürokrati Çelebi İstanbul Üniversitesi'ndeydi                                    49

İran'da Müziğe Getirilen Yasaklar                                                            52






bize yazın: iktisatsiyaset@gmail.com
tüm yazılar iktisatsiyaset.org'dan alınmıştır

17. Sayıya “Önsöz”

İktisat-Siyaset 17. sayısıyla, yaklaşık iki aylık bir aranın ardından yeniden okurlarıyla buluşuyor. Aradan geçen iki aylık süre, ülke ve dünya gündeminin yoğunluğu hesaba katıldığında oldukça uzun sayılır. Sürekli değişen gündem maddeleri, birbiri ardına patlayan hadiseler takip edilmesi güç bir manzara sunuyor bizlere. Gerek coğrafyamızda, gerekse dünyanın diğer bölgelerinde, haber değeri taşıyan, üzerine kafa yorulması yaşamsal önem arz eden meselelerin bolluğu, elinizdeki fanzinin sınırların fazlasıyla aşıyor ne yazık ki. Buna rağmen egemenlerin ideolojik kuşatmasına inat, sözler var söylenmesi ve paylaşılması gereken… Dolayısyla İ-S’nin bu sayısında da, elimizdeki alanı en iyi şekilde kullanmaya özen gösterdik.

Avrupa'da Kitlesel Öğrenci Hareketleri Üzerine

Kapitalizmin küresel krizi derinleşiyor. Burjuvazi sermayeyi korumak ve onu yeniden üretebilmek için işçi sınıfına karşı tavrını açıkça ortaya koyuyor. İşçilerin kazanılmış haklarını gasp eden yasalar, işsizleri perişan edecek sosyal hak kısıtlamaları, işsizlik maaşının düşürülmesi, üniversite haçlarına yapılan zamlar, göçmen işçilere yönelik ırkçı yaklaşımlar... Bugün Avrupa işçi sınıfının ve öğrencilerin direniş sebepleri bunlar.

“Türban Sorunsalı” ve Çözümsüzlük Arayışları

Temmuz 2007 seçimlerinden sonra alevlenen ve o dönemde gerici AKP-MHP’nin dinci faşist ittifakı ile statükocu CHP ve Kemalist seçkinler arasında fırtınaların kopmasına neden olan türban meselesi son günlerde yine gündeme otur(tul)du. 3 yıl önceki genel seçimlerden tek başına iktidar olarak çıkan AKP hükümetinin seçim sonrasına bıraktığı anayasa değişikliği çalışmaları başlamadan gündeme getirdiği türban serbestliği meselesi, o dönemde de anayasasının mevcut maddelerinin  engel olması sebebiyle yine yapay bir gündem olarak kalmış, AKP iktidarının ve CHP muhalefetinin siyaset malzemesi olarak kullanılmak üzere bugüne değin rafa kaldırılmıştı.

Egemenlerin Adaleti ve 19 Aralık Katliamı

2000 yılında, cezaevlerinde koğuş sisteminden hücre sistemine geçişi öngören F Tipi hapishanelere ve cezaevi koşullarının giderek ağırlaşmasına karşı çeşitli sol örgütlerce sürdürülen ölüm orucu direnişini sonlandırmak amacıyla, 19 Aralık tarihinde 20 cezaevine eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Devlet, düzenlediği operasyona “Hayata Dönüş” adını vermiş ve operasyonu siyasi tutsaklara karşı bir katliama dönüştürmüştü.

Eğitim Şurası Toplandı Eğitimde Sünni- İslami Eksen

Milli Eğitim Şurası’nın Kızılcahamam’da yaptığı 18. toplantısının kararları açıklandı. Daha önceleri AKP'nin genel toplantılarının gerçekleştirildiği Kızılcahamam'daki otelde toplantının yapılıyor oluşu, merkeze uzaklığı ve ulaşımın zor olması gibi nedenlerle toplantı eleştirilere maruz kalmıştı. Eğitim-Sen ise, alınan kararların uygulanmaması, sendikaların şuradaki temsiliyetinin yetersizliği ve iktidarın dayatmacı yaklaşımlarını öne çıkararak toplantılara katılmama kararı aldığını açıklamıştı.

Üniversiteli Olmak

Üniversiteli olmak; kampüste polis şiddetiyle burun buruna yaşamak, kampüsteki sivil polislerle aynı banka oturmak zorunda kalmaktır.

Her gün kapıda kendisini karşılayan güvenlik görevlisine çantasını ve üzerini didik didik aratmak zorunda olmak, buna karşı mücadele ettiğinde darp edilmektir.

Üniversitelerde Özgürlüğün Sefaleti

                                                                                                       “...
                                                                             Haydi unutmayalım
                                                                                  Bu dayanışmayı
                                                                    Zenci, beyaz, sarı, esmer
                                                                              Birleşen özgür olur
                                                                                                    ...”
                                                                                                               (Dayanışma-Bertolt Brecht)


Üniversitelere öğrencilerin hangi kılık kıyafetle geleceğine elbette karışılamaz. Türbanın önündeki yasağın kaldırılmasına bu anlamda karşı çıkılması mümkün değildir. Burada sorun, burjuva partileri tarafından üniversitelerdeki özgürlüğün yalnızca türban meselesi üzerinden tartışılıyor olmasıdır. Üniversitelerde türbana özgürlük ajitasyonu ile “laiklik elden gidiyor” naralarının kafa kafaya tokuştuğu tam bu sırada, öncelikle şu soruyu sormak gerekmiyor mu? Üniversiteler özgür müdür?
Ve sorular devam eder...

Fetiş

Bir topuk sesiyle başladı tak-tak tak-tak,
Adamın içinde bir yer cevap veriyor küt-küt küt-küt,
Bir perde mesafesinde oysa
Uzanıverse yüzünü de görecek,
Yapmıyor…
Sadece bekliyor, tak-tak sesini,
Her gün apartman kapısının gıcırtısıyla;
Tüm vücudunu kaplıyor karıncalanma,
Oysa ayakkabılar ne renk bilmiyor…

Vardiyada

makina çarklarında kocamış gençliğim
en son sevdiğim kızı
-yine bir hayaldi hayal meyal hatırlarım-
bu ritmik gürültünün karanlığında yitirdim

Benim Şairlerim Dize Dize-1 "Duvar"

"Başlangıçta daima şairler vardı. Başlangıçta daima şairler olacak." Böyle diyor; başında kasketi, sesini korurcasına boğazındaki atkısı, sanki saklanıyormuşcasına sırtındaki koca paltosu ve gözlerinin güzelliğini yokediveren kalın camlı gözlükleriyle...

Yeni Dünya'ya Açılan Kapı: Ekim Devrimi

Lenin, Troçki ve arkadaşları dünyada bir ilki gerçekleştirdiler. Onlar dünya proletaryasının öncülü oldular, hala Hutten ile birlikte “Buna cesaret ettim!” diye haykırabilecek sadece onlardır.*

20. yüzyıl, daha önceki yüzyıllarla karşılaştırılamayacak önemde tarihsel olaylara sahne oldu. Bunlardan hiç şüphesiz en önemlisi 1917 Ekim Devrimi'ydi. Onu diğer tüm toplumsal-siyasi olaylardan ayıran şey, sınıfsız bir dünyaya atılmış ve başarılı olan ilk adımı ifade etmesidir. 1917 devrimi işçi sınıfının devrimiydi ve bu devrimle o güne kadar yapılan tüm tartışmalara bir açıklık getirilmiş oldu: sosyalist devrim ve işçi sınıfı iktidarı mümkündür. 1800'lerin ortalarından itibaren bağımsız bir sınıf olarak ortaya çıkan işçi sınıfı, 1848 ve 1871'deki devrimci mücadelelerinden yenilgiyle ayrılmış, bunları 1905 Rus devriminin yenilgisi izlemişti. Ancak 1917, burjuvazinin korkulu rüyasının gerçeklik kazandığı yıl oldu. Bu aynı zamanda tüm ezilenlerin bayramını ifade eden bir devrimdi. Tarihte ilk kez bir devrim sınıfsal egemenliği yeniden üretmek-düzenlemek için değil, sınıflarla beraber sınıf çelişkilerini ve bunların ürünü olan tüm ezme-ezilme ilişkilerini de ortadan kaldırmak için gerçekleşti. Kapitalizmin yarattığı ulusal sınırları ve devletleri ortadan kaldırarak sınırsız; artı-değer sömürüsünü ortadan kaldırarak sömürüsüz; sınıfları ortadan kaldırarak da sınıfsız bir dünya kurmak için gerçekleştirilen ilk ve bugüne kadar tek başarılı devrimdi, Ekim Devrimi.

Öğrenci Gençliğin Sendikası Olmalı mı?

Emperyalist kapitalizm, 1929 İktisadi Krizi’yle başlayan ve asıl olarak II. Dünya Savaşı'nın ardından şekillenen tarihsel dönemin sonlanmasıyla birlikte, yeni bir evreye girdi. Bu dönem boyunca ulus devletler, ulusal korumacı/kalkınmacı bir ekonomik-siyasi model üzerine inşa edildi. Bilhassa bu yıllarda üniversiteler, sermayenin vasıflı işgücünü talebini karşılayabilmek için, işçi ve emekçi çocuklarına büyük oranda kapılarını açtı. Üniversite gençliğinin sınıfsal yapısında yaşanan bu köklü sosyo-ekonomik değişim; radikal ve kitlesel öğrenci hareketlerinin ortaya çıkması ve büyümesi için gerekli olan maddi-ekonomik zemini sağladı. Örneğin 1968 yılında, başta Fransa olmak üzere tüm dünyada etkisini gösteren öğrenci hareketleri, bu maddi-ekonomik zemin üzerinde yükseldi. 

Haiti’de Kapitalizm Afeti

Haiti, Ocak 2010’da yaşadığı depremin izlerini henüz silebilmiş değilken şimdi de kolera salgınının pençesinde. Görünen o ki ülkenin büyük acılarla dolu tarihi uzun süre daha, belki de Haitililer yok oluncaya kadar peşlerini bırakmayacak. Haiti tarihine kısaca göz attığımızda burada jeolojik depremlerin çok ötesini, bir halkın yok oluş depremlerini görürüz.

'Yeni CHP' ile Yeni Dönem


CHP'de yaşanan tüzük tartışmaları Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Genel Sekreter Önder Sav'ı karşı karşıya getirerek partide taşların yerinden oynamasına neden oldu. Kılıçdaroğlu, 3 Kasım günü Parti Meclisi'nden yeni Merkez Yürütme Kurulu'nu, Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan gelen yazıyıyla birlikte 32. Olağan Kurultay'ında hazırlanan ve Baykal döneminde bir türlü hayata geçirelemeyen yeni tüzük ile seçmek isterken, Sav, Parti Meclisi üyesi yandaşlarını yanına alarak seçimli tüzük kurultayına gidilmesini istedi ve yapılan kurultay neticesinde MYK'nın seçilmesinin doğru olacağını savundu. Aynı gün içinde CHP'de açığa çıkan iki yönetim birbiri ardına toplantılar yaptı. Kılıçdaroğlu Sav'ı parti içinde “korku imparatorluğu” kurmakla suçlarken, Sav ise Kılaçdaroğlu'nu CHP'yi Atatürk'ün parti çizgisinden uzaklaştırmakla suçladı. İki yönetim arasındaki kayıkçı kavgasının galibi, PM üyelerinin bir kısmının Sav'dan desteğini çekmesi ve 10 yıldır yönetimde saltanatını sürdüren Sav'ın genel sekreterlikten tasfiye edilmesiyle Kılıçdaroğlu yönetimi oldu. Bu tartışmaların ardından CHP MYK, yürürlüğe giren yeni tüzüğe göre 13 genel başkan yardımcısı ve genel sekreterliğe seçilen Süheyl Batum'dan oluştu. Böylece “Eski CHP” gitti, “Yeni CHP” geldi. 

Arif Damar'ın Ardından

Emekçi olmak, işçi olmak asla sadece fabrikada ter dökmekten ibaret olmamıştır. Asla da bundan ibaret olmayacaktır. Mayakovski'nin "Şair İşçidir" şiirinde de söylediği gibi... Bir fabrika sayar kendini şair. Onun işi de en az fabrika işçileri kadar zordur. Çünkü o da beyin peydahlar dilinin eğesiyle. Her şair için geçerli değil elbet bu yazılanlar fakat bir şair var ki bu tanım için ondan daha iyisi zor bulunur: Arif Damar.

İnsan yetişkinlik dönemine girdikten sonra ne kadar sarsıcı olaylar yaşarsa yaşasın bu çocukluğunda yaşadığı olayların yanında hep daha yüzeysel kalır. İnsan da bir apartman gibi temelinin yani çocukluğunun üzerinde yükselir. İyisi mi biz de Arif Damar'ın temelinden doruğuna ufak bir yolculuk yapalım.

DİSK Bürokratı Çelebi İstanbul Üniversitesi'ndeydi

Geçtiğimiz Kasım ayının ilk günlerinde İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulübü tarafından 'Türkiye'de Sendikacılık' başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Panel'in tek konuğu DİSK genel başkanı Süleyman Çelebi'ydi. Bizler de panelden birkaç gün önce haberdar olmuştuk ve dolayısıyla panelde yerimizi aldık.

14 Aralık 2010 Salı

İran'da Müziğe Getirilen Yasaklar

Başın açık olması o kadar da büyük bir problem değil. Önemli olan ağzımızın kapalı olması.”  (Salome, İran'ın ilk kadın rap müzik sanatçısı, başı açık görüldüğü müzik klibine ilişkin, bunun tehlikeli olup olmadığı sorusuna verdiği cevabı)
“Müzik ve İslam Cumhuriyeti'nin değerleri birarada olamaz... Müziğin helal olduğunu kabul ediyorum fakat en güçlü dini kurallar ile müzik bağdaşmıyor...”  diyor Ayetullah Humeyni geçtiğimiz Ekim ayının başında ve bu “uyuşmazlık”tan ötürü müzik üretimine ve okullarda müzik eğitimine sınırlamalar getiriyor. Gençlere müzikle uğraşmamalarını öğütleyen Ayetullah, onun yerine “bilim ve sporla” (!) ilgilenmelerini söylüyor.

1 Kasım 2010 Pazartesi

İstanbul Üniversitesi'nde Özel Güvenlik Saldırısı

İstanbul Üniversitesi bugün sabah saatlerinde özel güvenlik birimlerinin (ÖGB) yeni bir saldırısına sahne oldu. YÖK'ün yeni genelgesiyle birlikte üniversitelerde sermayenin tam denetimini sağlama yolunda önemli bir adım daha atan AKP hükümetinin, çeşitli kollardan (rektörlük, sivil polisler, ÖGB, faşistler) devrimci öğrencilere yönelik saldırılarını arttıracağı zaten bekleniyordu. Bugünkü olayda da, Gençlik Federasyonu'ndan iki öğrenci, üstlerinin ve çantalarının keyfi olarak aramasına karşı çıktıkları için ÖGB saldırısına maruz kaldılar.


ÖGB tarafından fiilen gözaltına alınan öğrenciler, Merkez kapı girişindeki odaya çekilerek darp edildiler, diğer devrimci öğrencilerin onlara yardım etmesini önlemek için Merkez giriş kapısı kapatıldı ve öğrenciler içeri alınmadı. ÖGB'nin işkencesinin ardından devreye polis girdi ve iki öğrenci yine darp edilerek karakola götürüldüler. Yalnızca bu durum bile, üniversitelerdeki sivil polislerin ve güvenliklerin neyin güvenliğini sağladığını ve kime karşı olduklarını göstermeye yetiyor. Faşistlerin okul içine çeşitli delici, kesici aletlerle ve hatta yeri geldiğinde tabancayla (Akdeniz Üniversitesi'ni hatırlayın) girmesine göz yuman yine aynı bu devletin güvenlik birimleridir.


Olayın duyulmasının ardından saat 13'te biraraya gelen çeşitli gruplardan devrimci öğrenciler, hem gerçekleştirilen saldırıyı hem de öğrencilerin üstlerinin aranmasını protesto etmek için toplu olarak araç kapısından üniversite içerisine giriş yaptılar. ÖGB'nin bu eylemi araç kapısını kapatarak önlemeye çalışmasına rağmen öğrenciler kapıların kapatılmasına izin vermediler ve sloganlarla okul içerisinde yürüyüşe geçtiler. Havuzlu bahçede ve yemekhanede öğrencilere bugün yaşananlar anlatıldı ve bu saldırılara karşı hep beraber karşı durulması gerektiği ifade edildi. Öyle ki, üst ve çanta araması yalnızca devrimci öğrencilerin siyasi faaliyetlerini engellemek amacıyla yapılmıyor, tüm öğrenciler keyfi olarak aranıyorlar. Bu durum, devletin tüm topluma yaptığı, öğrencilerin de denetim altında yaşamaya alıştırılması ve en basit haklarının dahi ortadan kaldırılması anlamına geliyor.


Sermayenin YÖK eliyle üniversitelerdeki bütünlüklü saldırısının bir parçası olan bu uygulamayla beraber tüm saldırıyı püskürtmenin yolu, devrimci öğrencilerin mücadeleyi öğrenci kitleleri içerisinde yayması ile birleşik ve kitlesel mücadelenin örgütlenmesinden geçiyor. 




İstanbul Üniversitesi'nden Öğrenciler