31 Mart 2010 Çarşamba

Eşcinsellik Değil, Homofobi Hastalıktır!

Türkiye'de 60. hükümetin 1 Mayıs 2009 tarihinden beri Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakan'ı olan Selma Aliye Kavaf, hatırlanacağı üzere Mart Ayı'nın ilk haftasında Hürriyet Gazetesi'ne verdiği demeçte eşcinsellik hakkındaki görüşlerini açıklamıştı. Kavaf'a göre eşcinsellik; bir hastalıktı, tedavi edilmesi gereken bir süreçti. Türkiye'de eşcinsellerin varlığını reddetmeyen Kavaf aynı demecinde Türkiye'de yaşayan eşcinseller için 'vaka' kelimesini kullanmıştı.

Kaçak Çöp Avcıları ve Katık

Adları daha sık duyuluyor artık, gösterdikleri çaba, verdikleri emek karşılığını üretiyor. Aslından hergün görüyoruz onları, ama belki farketmiyoruz bile ya da belki de burun kıvırıyoruz. Birçoğu öyle diyor zaten gazetelerinde, “para mı isteyecek yoksa tinerci mi” diye düşünüyorlar diyor bir geri dönüşüm işçisi. Üretimleri çok da yeni sayılmaz aslında, on yıllara dayanan bir geçmişi var “meslek”lerinin. Böylesine yaygınlaşması atık işçiliğinin 80'lerin sonuna, tüketimin hızla artmaya başlamasına kadar gidiyor. Malum yoğun bir kırdan kente göç dönemi, hem kapitalizmin doğal gelişimi sonucu, hem de Kürtler'in zorunlu göçü... Yalnızca Ankara'da 10 binden fazla atık işçi var, ama yalnızca Ankara'da değiller.

İki Dil Bir Bavul


İki genç yönetmen; Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan, maddi zorluklar ve uzun uğraşlar sonucunda yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptıkları ve kendi kameralarından çektikleri belgesel tarzındaki İki Dil Bir Bavul filmi ile, şu ana kadar hiçbir yönetmenin (Yılmaz Güney ve Yeşim Ustaoğlu gibiler dışında) filmlerinde konu olarak Kürt illerindeki eğitimin zorluğunu ve eşitsizliğini; bununla ilişkili olarak Kürt sorununa değinip doğru bir politik mesaj vermeye cesaret gösterip de yapamadığını yaparak ve ayrıca filmin ezber bozan bir film olması dolayısıyla bir ilke imza attılar. Film, sinema eleştirmenlerinden izleyicilere kadar geniş bir kesim tarafından büyük bir beğeniyle izlendi ve alkış topladı. Gerçekten de İki Dil Bir Bavul filmi ayakta alkışlanacak filmlerden bir tanesi. Zaten bundan dolayıdır ki, film, çeşitli ödül törenlerinde ve festivallerde birçok ödül kazandı. Bunlardan birkaçını söyleyecek olursak; 5. ZagrebDox'ta En İyi Genç yönetmen ödülünü, 46. Altın Portakal Film Festival'inde En İyi İlk Film dalında, Ortadoğu Film Festivali'nde En iyi Ortadoğu Belgesel Film dalında ödül kazanmaya layık görüldü.

Filmin yönetmenleri, filmin gerek çekim aşamasına kadar

Tekel Destekçilerine Gözdağı

Ankara'da Türk-İş binasının önünde 78 gün boyunca 4-C çalışma şartlarına karşı direnen Tekel işçilerinin 2 Mart'ta sendika bürokrasisinin zoruyla sona erdirdikleri direnişlerinin ardından kısa bir süre sessizlik hakim olmuştu. Fakat Mart ayı içerisinde ardı ardına duyduğumuz, direnişe destek verenlerin okullarından ve işlerinden atılması haberleri, konunun bir başka boyutuna dikkat çeker hale geldi.

Zamanı Taşıyan Güvercine Çağrı

Sınırlar çizildi önce
Ülkelerle şehirlerle yetinmediler.
İnsanlara sınırlar koyar oldular.
Geceleri gökyüzü siyah olabilirdi
Ya da en sevdiği elbise bir çocuğun...
Ekmeğin en yakın dostu zeytin de siyahtı
Fakirin sofrasındaki...
Bir kızın gözleri siyahsa ne de güzel parlardı gece gibi...
Ama bir insanın rengi siyahsa
Bu hiç normal bir şey değildi
Ne garip
Aynı renk bazen her şeydi bazen hiçbir şey.

23 Mart 2010 Salı

2 Mart 2010 Salı

13. Sayı

İçindekiler

Mart Kapıdan Baktırır

2010 Çıkmazında Kadınlar ve 8 Mart

İsyan Hakları Evrensel Bildirgesi

TEKEL Direnişi Neler Anlattı?

Yolculuk

Kar ve Kurşun

Bir Şair: Attila İlhan

İki Kişilik

'Yeni Sol Parti' Üzerine

Madende Yine Bir 'İş Kazası'

Cinsel Devrim III

Yaz Sonu Seyahati ve 'Dönersen Islık Çal' Adlı Bir Film

Haiti Depremi ve Gerçek Suçlu

12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamını Unutmadık

Rock Müziğin Doğuşu ve Tarihi

314 Bin Öğretmen Açığı, 300 Bin İşsiz Öğretmen...

İktisat ve Marx

Arka Kapak: akdeniz cikliti

bize yazın: iktisatsiyaset@gmail.com

Mart Kapıdan Baktırır...

Ocak sayımızın ardından 13. sayımızı sizlerle paylaşıyoruz. Bu sayının Şubat-Mart olarak yayınlanmasının sebebi, tahmin edileceği üzere araya “şubat tatili”nin girmiş olması. Böylece elinizdeki sayıda, son bir buçuk ayda öne çıkan oldukça fazla gelişme içerisinden ele alabildiğimiz konuları bulacaksınız.

2010 Çıkmazında Kadınlar ve 8 Mart

Çoğu gazetelerin 3. sayfa haberlerinde

yüzleri karalanmış fotoğraflarıyla yer alıyor. Yüzleri karalı, çünkü çoğunun yüzü tanınmayacayak halde. Taşlanmış, asitle yakılmış, asılmış ya da bıçaklanmış. Hikayeleri farklı farklı. Kimisi evlenmeden cinsel ilişkiye girdiği için, kimisi tecavüze uğradığı için, kimisi bir iş cinayetine kuban gidiyor kimisi de kocası tarafından kıskanıldığı ya da kocasının gömleğini ütülemediği bahanesiyle öldürülüyor. Cinsel tercihleri nedeniyle öldürülenler de var aralarında, yoksulluktan evde doğum yapmaya çalışırken kan kaybından ölen de var. Farklı hikayelerin buluştuğu bir sokaksa burası; evet burası 'Cinsiyetçilik Sokağı'.
İlkel komünen toplumların ekonomisi yerini sınıflı toplumların ekonomisine bıraktığı bir tarihten bugüne dek dünya üzerindeki tüm ülkelerin söz birliği yapmışçasına uyguladıkları cinsiyetçi ekonomi politikleri, kadınları, eşcinselleri ve transları alt sınıf bir tür olarak algılar. Tarih sınıflı toplumların tarihidir derken altını çizmemiz gereken bir diğer tarih, tarihin cinsiyetçi uygulamalarının tarihi olduğu ibaresidir. Yüzyıllardan beri kadınlar ve eşcinseller cinsiyetleri ve cinsel tercihleri sebebiyle toplumsal yaşamdan uzakta tutulmuşlar ve ezilmişlerdir. Tarih, biraz da, sırf kadın veya eşcinsel olduğu için öldürülen insanların tarihidir. Tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine tarihin kadınlara bıraktığı yegane değişmezlik kadının evdeki ve toplum içindeki konumudur.

İsyan Haklari Evrensel Bildirgesi

Yorgo, Mızgin ,Darbinyan, Mehmet, Antonio, Hao, Hilda ve tüm dünyaya

Ey ağzına gem vurulmuş yürekler!
Şaha kalkma anı gelip çatıyor...
Hazırlansın demir orak, çekiçler;
Dünya yepyeni bir biçim istiyor.
Fabrika bacası elem tüttürür,
Tek kazanan varsa o da patronlar.
Tarlalarda hasat kimi güldürür?!
Kârla sırıtanlar; sermayedarlar.

Kızıl renklere aç şimdi gökyüzü;
Bomboş kalmış bakraç ekmeksiz susuz;
Dağıtma vaktidir tepeyi, düzü;
İsyan yüreklerde çılgın, uykusuz...

Saflarda yoksullar el ele birlik,
Düzen ipe gelmiş; el pençe divan.
Kurulacak elbet düşteki dirlik,
Aşkla tutuşacak köhneyen devran.

Düşün bir gecenin mehtabı İSYAN..!
Süzgün yar yüzünün endamı İSYAN..!
Ölgün sahraların deryası İSYAN..!
İşçi sınıfının sevdası İSYAN..!

necati76

TEKEL Direnişi Neler Anlattı?

Bu yazı kaleme alındığı sırada 76. gününü dolduran TEKEL işçilerinin Ankara direnişi, bu zaman zarfı içerisinde görmek isteyen gözler için çok şey gösterdi. İktisat-Siyaset'i yakından takip eden okurların farkedeceği üzere, hem geçmişte yaşanmış, hem de bugün yaşanmakta olan işçi mücadelelerine ilişkin tutumumuz birkaç temel üzerinde şekilleniyor. Her şeyden önce bizler, işçi sınıfının yolunda olduğumuzu, onun tarihsel çıkarlarının savunucusu olduğumuzu en başından belirterek başlıyoruz işe. Bunun sonucu olarak da, herhangi bir direniş, grev, işyeri işgali vb. gibi işçi mücadelelerini ne abartıp, allayıp pullayarak olduğundan büyük gösterme yolunu tutup kendi kendimizi tatmin etmeye çalışıyoruz, ne de onları küçük-gereksiz görüp burun kıvırıyoruz.

Yolculuk

Küçük bir oğlan çocuğuydu, henüz doğduğu evden ayrılmamış. Uzayıp giden, sonu gelmez yolculuklarla tanışmamış. Ayrılıkları ve hüznü tatmamış. Kendi küçük dünyasının vazgeçilmez oyuncaklarıydı çakıl taşları, tren rayları arasında sonsuz uzanan bir oyun bahçesi. Mevsimler birbirini kovalarken hayatının ilk yağmurlarıyla ve tren raylarında parlayan güneşle tanıştı burada.

Kar ve Kurşun

19 Ocak 2010 bu yılın en soğuk ve


en sıcak günü oldu. Şöyle ki; öncelikle küreselleşen kapitalizmle birlikte küreselleşen sıcaklık nedeniyle kışın başlangıcından bu yana İstanbul'da hava sıcaklığı mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor ve insanlar yazdan kalma günler yaşıyordu. Bu yazdan kalma günler bize küresel ısınmanın “hediye”siydi. Takvimler Ocak ayının 19'unu gösterdiğinde ise İstanbul'da çok soğuk bir hava vardı ve yağmurla karışık kar yağıyordu. Bütün bu soğuk havaya rağmen İstanbul'da Agos gazetesinin önü kalabalıktı; binlerce insan üç yıl önce tam da burada, Agos’un önünde uğradığı silahlı saldırıda başına isabet eden üç kurşunla hayatını kaybeden Hrant Dink için toplanmıştı.

Bir Şair: Attila İlhan

“başlangıçta daima şairler vardı
başlangıçta daima şairler olacak”


1925’te İzmir’de başlayıp İstanbul, Ankara, Paris gibi hep büyük kentlerde sürdürdüğü yaşamı 2005’ten beri bizden bir metre kadar aşağılarda devam eder büyük yolların haydudunun. Bilginin duyguya, duygunun imgeye, imgeninse şiire dönüştüğünü söyleyen şair bilgi konusunda ayaklı kütüphane yakıştırmasını hak eder. Attila İlhan yayımladığı 60 civarı şiir, roman, deneme, senaryosuyla ve kafasından eksik etmediği kasketiyle –bazen insan yatarken dahi çıkarmadığını düşünüyor – edebiyat tarihinde farklı bir yer edindi kendine.

iki kişilik

bak burda bir kilise, bir cami, bir sinagog
biz onların ortasında kendi dinimizi yaratıyoruz
en ufak ibadetimize öpüşmeyle başlıyoruz
en sonunda herkes bizi ayıplıyor

gövdende yeni baştan bir soba yakıyorsun
ben yanaklarımı alıp sobaya değdiriyorum
ellerimi de alıp omuzlarına koyuyorum
kül oluyor sakallarım ayaklarının dibine
ben yanıyorum, kendimi alamıyorum
gövden bugün sıcak yarın daha öbür gün daha
sabah akşam bunu yapıyoruz tekrar tekrar
diğer kadınların gövdeleri buz tutuyor

denizden her akşam bir şey buluyoruz
alıp onu yatağımızın ortasına oturtuyoruz
bu akşam oluyor, ayakların beliriyor denizde
senin ayaklarını alıyorum, usulca kuruluyorum
sevecek başka yerin kalmamış sanki
bu akşam da ayaklarını seviyorum
her akşam denizden başka bir şeyini çıkarıyoruz

herkes bir şeyler söylüyor başka dillerden
kimi anladığımız dilden konuşuyor kimi anlamadığımız
biz alıp karanlık bir defteri
kimsenin bilemeyeceği kelimeler yazıyoruz
son sayfasından başlayıp dudaklarımızın ucuyla
biz o kelimelerle neler yapmıyoruz ki
şiirler kuruyor, yemekler yapıyor, şarkılar çalıyoruz
ben her bir saç teline ad takıyorum o dilden

bu dili bizden başka kimse kullanmıyor
bu dini, bu sobayı, bu denizi de öyle
iki kişilik yaşıyoruz, sadece iki kişilik
ama şimdi sen kendinle savaşıyormuşsun
her kılıç darbende benim tükendiğimi bilmeden
ihka

'Yeni Sol Parti' Üzerine

Küresel ekonomik krizin etkileri sürerken bir yandan da siyasal, toplumsal çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemde, Türkiye solunda uzunca bir süredir devam eden tartışmalar yeni bir sol partinin doğumuna ebelik ediyor.

Madende Yine Bir ‘İş Kazası’

Balıkesir‘in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy’de faaliyet gösteren Şentaş madencilikte 23 şubatta gerçekleşen göçükte biri mühendis 13 işçi hayatını kaybetti. Bursa’da 19 işçinin hayatını kaybettiği olaydan sonra Balıkesir'deki göçük (iki ay arayla, iki farklı özel ocakta gerçekleşen bu göçükler) bize iş ve işçi güvenliğinin ne denli hafife alındığını tekrar hatırlattı.

CİNSEL DEVRİM III

SSCB’de Cinsel Devrim ve Onun Boğuluşu

1917 Ekim devriminin ardından SSCB’deki deneyimler her şeyden önce yer ve zaman bakımında çok büyük bir değişimi hedefliyordu. Çarlık Rusya’sının katı, ataerkil yasaları ve bunların toplumsal mirası, cinsel devrimin uygulamaya geçirilmesini oldukça zorlaştırmıştır. Hem Çarlığın otoriter yönetimi, hem de burjuva ailenin devlet tarafından desteklenen disiplini insanların büyük değişimlere uyum sağlamasını zorlaştırıyordu. Ancak değişen sosyal düzen, bu katı koşullarda bile kısa sürede büyük kültürel değişimlere zemin hazırlamıştı. Zor olan şey bundan önceki ataerkil toplumun kabuğunu kırabilmek ve insanlara yeni bir anlayışla “yaşama sevincini” getirebilmekti. Ancak değişen bütünün parçaları gibi cinsel devrim de değişen bu yapının parçası olarak topluma yön vermeli, gerekli boşluğu doldurmalıydı ve dolduruyordu da.

Bir Yaz Sonu Seyahati ve 'Dönersen Islık Çal' Adlı Bir Film

Yaz sonuydu. Adaya gitmeye karar vermiştik. İkimizde işsizdik, iş arıyorduk, cebimizde az biraz paramız vardı. Ada vapuruna kendimizi attıktan sonrası çok önemli değildi. Geç bir saatti. Muhtemelen öğle saatleri.

Haiti Depremi ve Gerçek Suçlu

13 Ocak 2010 tarihinde Haiti'nin başkenti olan Port-au-Prince'te rihter ölçeğine göre 7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. 200 yıldan beri bekleyen bir fay tek seferde 13 Ocak tarihinde kırıldı ve binlerce insan enkaz altında yaşımını yitirdi.

12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamını Unutmadık

Çoğunlukla Alevi halkının

yaşadığı ve Alevisiyle, Sünnisiyle işçilerden, yoksullardan oluşan bir “varoş mahallesinde” saat akşam 20:00 sıralarında işten çıkmış, arkadaşlarıyla vakit geçirmek ve sohbet etmek amacıyla onlarca insan ana cadde üzerindeki kahvehaneleri doldurmuştu. Ve saat 20:15’te bir ticari araç içindeki “kimliği belli olmayan” şahıslar tarafından otomatik silahlarla taranmaya başlandı bu insanlar. Açılan ateş sonucu kahvehanelerden birinde Halil Kaya adlı bir ihtiyar hayatını kaybetmişti ve beşi ağır

Rock Müziğinin Doğuşu ve Tarihi

Daha önce iki sayıda müzikle ilgili yazılar yazmıştık, şimdi de bazı müzik türlerini ele alarak nerede ve hangi nedenlerle doğduklarını incelemeye çalışalım. Bu bize müziğin nasıl yaşayan bir organizma olduğunu gösterecektir. Bugün bildiğimiz birçok müzik türü doğduğu dönemde dünyanın durumuyla birebir ilgilidir. Rock müzikte bu etkinin en çok olduğunu söyleyebileceğimiz türlerden biri. Şimdi kısaca doğuşuna bir bakalım.

314 Bin Öğretmen Açığı, 300 Bin İşsiz Öğretmen ve 40 Bin Atama

Türkiye'de çığ gibi büyüyen işsizler ordusunun önemli bir oranını diplomalı işsizler oluşturuyor. Diplomalı işsizlerin başında da diplomalı işsiz öğretmenler geliyor. Önceki yıllarda, diplomalı öğretmenlerin işsiz kalacağını duysak inanmazdık, hatta halk arasında öğretmenlik “garanti” bir meslek olarak bilinirdi. Alışık olmadığımız durum yani öğretmenlerin de işsiz kalabileceği bugün artık bir gerçek ve halk, öğretmenliği garantili bir meslek olarak görmüyor son yıllarda. İşte bu yazıda, politik bir bakış açısıyla başta diplomalı işsiz öğretmenler olmak üzere ücretli ve sözleşmeli öğretmenlerin sorunlarına ve bu sorunlar neticesinde örgütlü mücadelelerinin eksilerine ve artılarına değineceğiz.

İktisat ve Marx

“Ekonominin temel misyonu, burjuva toplumunun ve kapitalizmin anlaşılmasını engellemek ve olup bitenleri meşrulaştırmaktır.” Karl Marx