14 Aralık 2009 Pazartesi

İçindekiler

11. Sayı Çıkarken

C.B.Ü S.K.S*

Charlie Chaplin

Sahil Çıkmazı Sokak

Malumun İlanı: CHP Zihniyeti ve Dersim Katliamı

Kadınlara Yönelik Saldırılara Karşı Ses Çıkar

Cinsel Devrim II

28 Günde

Kürt Çocuklarına Verilen Cezalar, Ceylan’ın Ölümü ve Bir Bebe

Öğrenci Postası

YÖK bildirisi

Bu Vatan Bizim Mi?

Kelebeklerin Araba Kazası

Tante Roza’nın Son Bestesi

Bandista: Gülümseyen Bir Eylem Bandosu

Gülüşün

Müziğin Doğuşu ve Müzik Kültürü

Bireysel Terörizme Karşı Sınıf Mücadelesi

Üniversitelerde Bologna Süreci Üzerine


tüm yazılar iktisatsiyaset.org'dan alındı


yazılarınızı iktisatsiyaset@gmail.com adresine gönderebilirsiniz

11. Sayı Çıkarken

Belirtmek isteriz ki, İktisat-Siyaset’in Ekim ayında yayınlanan 10. sayısının okuyucuyla buluşmasının ardından aldığımız olumlu tepkiler bizleri oldukça mutlu etti. Kolektif bir çabanın ürünü olan İktisat-Siyaset, söyleyecek sözü olan herkesin bu çalışmanın bir parçası olmasını ve ortak üretimini genişletmeyi hedefliyor. Bu sayıda katkı sunan tüm arkadaşları dostça selamlıyoruz.

C.B.Ü S.K.S* Canım Boşa Üzülme ; Seni Kısmen Sömüreceğim

Sabah saat 7.30'da uyandırma servisim ötmeye başladı. Müzikte: “Sömürülmeye hazır mısın?!”ın oynak ritimleri vardı. “Hazır değilim!” dedim, uyumaya devam ettim. Birkaç dakika sonra kapitalizmin etkili bir tekmesiyle irkildim; beni okuldaki işime götürecek olan servis aracını kaçırma ihtimaliyle cebimden eksilecek yol ücretini verecek kadar cüretkar olmadığımı hatırladım, hemen uyanıp hazırlandım. Üstümü silkeleyerek son kalan uyku parçalarını üzerimden atıp evden çıkarken, har(a)çlardan ve kitap masraflarından boşalan ceplerimde bir parça asabiyet, biraz da bıkkınlık vardı.

Charlie Chaplin


(16 Nisan 1889-25 Aralık 1977)

Asıl adı Charles Spencer olan Charlie Chaplin, Londra’da sirkte oyuncu olarak çalışan bir ailenin ferdi olarak doğdu ve tabi böyle bir ailede doğmuş olmanın sonucu olarak çok küçük yaşta sahneye adım attı. Her ikisi de müzikhol oyuncusu olan annesi Hannah’dan ve babası Charles Chaplin'den, daha küçük yaşta şarkı söyleyip dans etmesini öğrenmişti. İlk kez sekiz yaşındayken, bir klog dansı gösterisi olan "Eight Lancashire Lads" (Sekiz Lancashirelı Delikanlı) ile sahneye çıktı. Babasının bundan kısa bir süre sonra ölmesi, annesinin de sık sık akıl hastanesine girip çıkması yüzünden Chaplin'in çocukluk yılları, yatılı okul ve yetimhanelerde sıkıntıyla geçti. Bu dönemde bazen geçici sahne işleri buldu, bazen de sokaklarda yaşamak zorunda kaldı. On yedi yaşındayken, üvey ağabeyi Sydney kendi çalıştığı, çeşitli danslar, oyunlar, komedi programları sunan Fred Karno vodvil topluluğunda ona iş buldu. 1910’da Amerika’ya yerleşen Chaplin’in sanatsal kariyeri de bu ülkede başladı. 1913'e değin Karno'yla çalışarak sayısız müzikhol skecinde oynayan Chaplin, Keystone'un tek makaralık slapstick filmleri yapımcısı Mack Sennett’la tanışmasıyla birlikte (Chaplin'i Karno turnesi sırasında New York'tayken fark etmişti) filmlerde rol almak üzere sahneye veda etti. 1913'den itibaren önceleri kısa metrajlı daha sonra uzun metrajlı birçok filmde rol aldı.

Sahil Çıkmazı Sokak

Yeni aşk kelimeleri

yeni öğrenilen incelikler

öbür sevgiliye saklanıyor.

f.scott fitzgerald



1.

nereye baksam

yaz sonu çıkıyor karşıma


2.

çıkmaz sokak

yaz sonu gecesinden geçiyor

ıstanbul'da.


3.

denize çıkmak için

kayboluyorum sokak aralarında


4.

gece trenlerinin geçtiği bir köprüden

sarkarak aşağı

eski sokaklarını dolaşıyorum yeldeğirmeninin


5.

bakıyorum denizi aradığım sokağın adına

sahil çıkmazı.


6.

hiç denizi olmayan bir kente gidiyorum



aslı

Malumun İlanı: CHP Zihniyeti ve Dersim Katliamı


Büyük tartışmalar eşliğinde sürdürülen Kürt Açılımı’nın meclise taşındığı ilk gün olan 10 Kasım’da, açılımın mimarı AKP ve muhalefet partileri arasında beklendiği üzere sert atışmalar, protestolar ve hatta burjuva siyasetinin sefaletini gözler önüne seren “ilginç” dialoglar yaşandı.

AKP iktidarının, açılımı, ön görüşme için meclise taşıdığı gün, Mustafa Kemal’in ölüm yıldönümü olan 10 Kasım olunca, açılıma başından beri cepheden karşı çıkan CHP ve MHP’ye, bir de seçilen tarih konusunda polemik yürütme fırsatı sunulmuş oldu. Ne iktidar, ne de muhalefet tarafından sürece dair yeni sayılabilecek hiçbir somut öneri ya da eleştirinin getirilmediği tartışmalar boyunca, o güne kadar söylenen “sözler” tekrarlandı ve bu burjuva partileri birbirleri ile seçilen tarih üzerinden kavga edip durdu. AKP’nin ön görüşmeler için neden bu tarihi seçtiği, bu seçimin akılcı olup olmadığı tartışmalarına girmeden, o güne damga vuran ve yeni bir tartışma başlatan asıl meseleye yani CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in büyük tepki çeken açıklamalarına geçelim.

Partisi adına kürsüye gelen ve grubunun açılıma yönelik tavrını ifade eden Öymen, yaptığı konuşmanın bir bölümünde CHP’nin geçmişe ve bugüne

Cinsel Devrim II

Çocuk Cinselliği

Bu güne kadar öğrendiğimiz kadarıyla, cinsel dürtünün çocukta bulunmadığı, ancak erginlik döneminde ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Aslında bugün yaşadığımız cinsel bilgisizliğin temelini oluşturan bu düşünce, buyurgan ahlakın dinsel çilecilik öğretisidir. Cinsel evrimin nedenselliği çocuğun davranışlarının özünde yatar. Sağlıklı yada sağlıksız cinsellik, çocuğun cinsel yaşamına bağlı olarak şekillenir. Çocuğun doğumuyla cinsel filizlenme başlar, bu gelişme zaman zaman bastırılarak gizli kalır, zaman zaman meydana çıkar. Cinsel gelişmeleri gözlemlemek için en elverişli zaman ise 3, 4 yaşlarıdır. Bu yaşlara gelindiğinde çocuk cinsel konularda bir sorgulama ve merak içine girer.

Çekirgeye Ağıt

Sessiz

Derinden

Hızlı

Ve tembel


Sessiz

Bezgin

Ama derinden

İzledi

Yenildin

Sigaraya Övgü

Kimse kabul etmez

Sevenler dışında

Dostluğun

Paylaşılmaz


En güzeli aslında

Sen

ve

Ben

Öptüğümde ben

Sen olduğumda



betik

28 günde 1

1917'de ekmek ve gül talepleriyle sokağa dökülen Rus kadın işçilerin sokaklara sığmayan seslerinin birden nasıl çarı hedeflediğini yani siyasallaştığını iyi biliyoruz. İç içe geçen gündelik taleplerimizin ve biricik sosyalizmimizin taleplerinin birbirini nasıl desteklemesi tarih bize pekala öğretmiş olmalı. O zaman şu regly ve pet meselesine bir değinelim baylar bayanlar.

Kürt Çocuklarına Verilen Cezalar, Ceylan'ın Ölümü ve Bir Bebek


Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-ceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-ceğiz...
...

Nazım Hikmet

Kürt sorunun “çözüm”üne yönelik açılım tartışmalarının devam ettiği geçtiğimiz aylarda, Adana'da “Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin yıl dönümünde yapılan protestolara katılmakla” suçlanan 3 Kürt çocuğuna 4'er yıl 2'şer ay hapis cezası verildi; Diyarbakır'ın Lice ilçesinde koyunları otlatırken askeri bir mühimmatın patlaması sonucu henüz daha 14 yaşında olan Ceylan Önkol hayatını kaybetti; Cizre'de yapılan protestolar sırasında kolluk güçlerinin attığı gaz bombasının başına çarpması sonucunda bir buçuk yaşındaki bir bebek hayatını kaybetti...

Dünyayı Verelim Çocuklara

Dünyayı verelim çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne

allı pullu bir balon gibi verelim, oynasınlar

oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında

dünyayı çocuklara verelim

kocaman bir elma gibi verelim, sıcacık bir ekmek somunu gibi

hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

bir günlük de olsa, öğrensin dünya arkadaşlığı

çocuklar dünyayı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler


Nazım Hikmet

Öğrenci Postası


Avrupa'da Öğrenci Mücadeleleri
Küresel ekonomik krizin etkilerine karşı hükümetlerin banka ve şirketleri kurtarma operasyonlarına, eğitim bütçesini kısma ve eğitimi metalaştırmaya hız verme sürecinin eklenmesine karşı ilk öğrenci tepkisi Avusturya'dan geldi. Onu başta İsviçre ve Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesi izledi. 22 Ekim'de Viyana üniversitesinin işgali ile başlayan öğrenci mücadelesi, hızla Avusturya'nın diğer şehirlerindeki üniversitelere yayıldı. İşgalleri öğrenci gösterileri takip etti. 28 Ekim'de Viyana'da gerçekleşen mitinge katılanların sayısı 30 bini aştı. Mitingin sloganı “banka ve şirketler için değil, bilim ve eğitim için daha fazla bütçe”ydi.
Öğrencilerin talepleri 2008'de kaldırılan harçların yeniden yürürlüğe girmesine karşı çıkmakla sınırlı değil. Tek tek şehirlerden kimi farklı talepler yükselse de öğrencilerin belirgin ortak talepleri vardı: harçların kaldırılması, üniversite yönetiminin öğretim görevlilieri, öğrenciler, üniversite çalışanları ve rektörlerden oluşan bir kurula geçmesi, kimi yerlerde haftalık 40-50 saati bulan ders saatlerinin, çalışmak zorunda olan öğrenciler gözönünde bulundurularak yeniden düzenlenmesi, eğitime ayrılan bütçenin artırılması ve eğitim kalitesinin yükseltimesi, öğrencilerin amfilere yığılmasının önüne geçilerek daha sağlıklı ders ortamları sağlanması.

13 Aralık 2009 Pazar

Bu Vatan Bizim mi?


Son yıllarda sol içerisinde yeniden hortlatılan yurtseverlik-vatanseverlik eğilimi neye dayanıyor? Halkın çoğunluğunun milliyetçi önyargılarına uyarlanan bu yaklaşım Marksizmle ne kadar alakalı? Daha önceki birkaç yazımızda da bu konuya dair görüşlerimizi ifade etmeye çalıştık. Ancak bir kez daha üzerinde durulmasında ve yaratılan bilinç bulanıklığına karşı mücadelenin sürdürülmesinde yarar var. Türkiye soluna on yıllardır egemen olan yurtseverlik-vatanseverlik anlayışının Marksizm ve işçi sınıfıyla yakından uzaktan alakası olmadığı gerçeğini tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor. İlk bakışta oldukça duygusal ve zararsız gibi görünen bu sloganın arkasında kapitalist üretim ilişkileri ve egemen sınıf gizleniyor. Çünkü vatanseverlik, insanların doğup büyüdükleri yeri sevmeleri değildir. Vatansever-yurtsever olmamak da doğup büyüdüğün, yaşadığın yeri sevmemek değildir. Bu kavram bugünkü burjuva toplumunda baştan sona siyasi ve ideolojik bir kavramdır, kitleleri zehirlemek için kullanılır. Büyük Frederick'in din dediği yere vatanseverliği koyduğunuzda bir yanlışlık olmayacaktır: “Din sahtekârlıktır, fakat kitleler için elde tutulmalıdır.”

Kelebeklerin Araba Kazası

25 Kasım 1960 gününde bir ülkede sabahın erken saatlerinde üç dişi kelebek biraz dolaşmak ve güney yarım küreye yeni gelmiş olan baharın keyfini çıkarmak için arabalarına bindiler. Ancak evlerinin önünden yeni çıktıkları sırada iki kişi tarafından arabalarından zorla çıkarıldılar. Sokaklarda süründürülen bu üç dişi kelebek belki de ağızları burunları kan içinde kalana dek dayak yediler ve ardından tecavüze uğradılar. Üç dişi kelebek güzel bir bahar sabahında öldürüldüler. Tozları dağıldı. Rüzgârla un ufak oldu. Ama karanlıkta parıldadı.

Amen de Mariposas

- ¡Esta es la danza de la muerte
y creo que nosotros tocamos el violín!"

y por lo que en sus palabras suena de
admonitorio, de desgarrador y quien sabe si
hasta de maternal,

dedica

este poema
cincuenta años después,
cuando es mas alegre el gatillo del violín,
cuando más tumultoso el delirio de la danza.

Mariposa:
Caricatura de aeroplano.
Pulso de abismo,

Erudita de pétalos.

Antes que las manos
En la pared te mataron
...os ojos de los niños...

pedro mir

asl

Gülümseten Ağlama

Geçti yanımdan

Haykırdı

Ama sadece

Ben duydum


Kesti saçını

Bağırdı

Şaşırdım


Ama sadece

Ben gördüm


Baktı yüzüme

Ağladı

Şaşırdı

Gülümsüyordum

betik

Tante Roza'nın Son Bestesi



Tante Roza'yı Ankara'nın kışa dönen günlerinde 12 saat bifiil çalıştığım iş yerinde kendime yarattığım zaman dilimlerinde tanıma fırsatı buldum.

Bandista: Gülümseyen Bir Eylem Bandosu


Son dönemde adından oldukça sık söz ettiren bir müzik topluluğundan bahsedeceğiz sizlere, dilimiz döndüğünce. İlk satırdan yanlış anlaşılmalara mahâl vermemek adına hemen belirtelim, bu adından sıkça söz ettirme hadisesi günlük magazin ve popüler kültür hazır yiyimi ile karıştırılmamalı. Biraz geç kaldık belki ama onlara bu sayfalarda yer ayırmak boynumuzun borcudur artık; Bandista adını muhtemelen duymuşsunuzdur.

Enstrümanlar ve vokal, ilk duyulduğu anda Manu Chao’yu-Mano Negra’yı, İspanya’dan Boikot’u, ya da İtalya’dan Banda Bassoti’yi çağrıştırıyor ama melodik olarak diğerlerine göre belki biraz daha “naif” sayılabilecek bir yapısı var Bandista müziğinin. Bu melodik “naif”lik sözlere gelindiğinde biçim değiştiriyor ve daha vurucu, daha kararlı bir tavra bürünüyor.

Gülüşün

Bir ömre bedeldir ya bazılarının gülüşü..
Hani gördün mü o tebessümü uyuyamazsın ya...
Hani bir gece kapı aralığından girer ya içeri şen şakrak kahkahaları...
Gülüşüyle şenlenir ya hayatı insanın...
Gülüşünle yürür ya bu yürek karanlıklardan aydınlıklara...
İşte öyle bir şey gülüşün...

Görmesini bilmeyen gözlerin hayata bakmasını sağlıyor,senin o güzel gülüşün; yaşamı ve seni yaşamayı görmesini...
Gülüşün..
Geleceğe dair umutlar barındırıyor içinde adeta...
Gülüşün..
Ezilmeye mahkum ne varsa ayağa kaldırıyor ve yeniden ıslanıyor kurumaya yüz tutmuş adımlar...
Bir güldün mü zaman duruyor, mevsimler bahara çalıyor o gamzelerini gördüklerinde...

Tarih, tekerrürü bırakıp bir kenara ışık hızıyla akıyor her pırıltılı yüz ifadende...
Gülüşün..
Ağlamanın bir insana asla yakışmayacağının ispatı...
Gülüşün..
Kötülüklerden uzak yaşamanın mümkünatıdır...
Gülüşün..
ilk defa sevinç ile ağladığımı hissetmem ve yüreğimin kabarmasını izlemem tepelerinden şehrimin...
Gülüşün..
Seni sevmeme nedendir belki...belki de sadece gülmenle yetinmektir hayat...
Gülüşün..
Kelimeler ile tarif edememek seni ve sana dair ne varsa kaybetmek...
Gülüşün..
Seni sensiz yaşamanın zorluğunu anlamak ve sessizce gitmek sensizliği de alarak...
Gülüşün...
gülüşünü de götürmek senin olmadığın sonsuzluğa giderken...
Gülüşün

sebebim olur gülüşün, yaşama sebebim...
gülüşünle derman bulur kabuk tutmuş yaralarım
Gülüşün..

Ağlamanın insana yakışmayacağının ispatı,
Gülüşün
Kötülüklerden uzak yaşamanın mümkünatıdır...

İSYAN

Müziğin Doğuşu ve Müzik Kültürü

Önceki sayılarda tiyatro tanımına ve türlerine yer vermiştik. Bu yıl da benzer bir çalışmayı müzik için yapmaya çalışacağız. Öncelikle müziğin doğuşu, tanımı ve tabii müzik kültüründen bahsedelim. Bu yazıyı sırasıyla her bir müzik türünün doğduğu yer, nedenleri ve bizlere nasıl etki ettiği izleyecek. Müzik en genel tanımı ile sesin biçim ve devinim kazanmış hâlidir. Başka bir deyiş ile de Müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur. Biçim ve devinim içeren bir ses oluşumunun müzik olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması da beklenmektedir. Tarihsel dönem, bölge, kültür ve kişisel beğenilere bağımlı olarak ele aldığında müzik teriminin tanımı önemli farklılık gösterebilmektedir. Özellikle 20. yüzyıl çağdaş Batı müziğinde ortaya çıkan çok farklı müzik akımları, ortak bir tanımı büyük ölçüde zorlaştırmaktadır. Bunun ötesinde, gittikçe daha fazla insanın erişme olanağı bulduğu farklı kültürlere ait yerel müzikler de bu tanımlama zorluğunu arttırmaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı, müziğin tek bir tanımla açıklanması yerine farklı açılardan (sosyolojik, psikolojik, akustik, politik vb.) yapılan birden fazla tanımla açıklanması yaygınlık kazanmıştır. Bir sosyoloğun müziğe olan yaklaşımıyla, bir akustik fizikçinin yaklaşımı arasında gerek tanım, gerek metodolojik olarak büyük farklılık vardır. Tüm bu yaklaşımlar müzikologlar ve müzik teorisyenleri tarafından araştırılır ve değerlendirilir. Şimdi müziğin tanımını genel olarak yapmaya çalıştıktan sonra tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığına bakalım.

Bireysel Terörizme Karşı Sınıf Mücadelesi


İstanbul Küçükçekmece'de 9 Kasım günü bir İETT otobüsünün molotof koytelleriyle saldırıya uğraması ve bunun sonucunda yolculardan 17 yaşındaki bir kadın öğrencinin feci şekilde yaralanması bu yazıyı kaleme almamıza yol açtı. Bu tür terörist eylemler provakasyon amaçlı olarak defalarca yapıldı, bunun farkındayız. Ancak bu tür eylemlere girişen ve kendisine “devrimci” diyen örgütlerin de varlığı bir gerçek. Bizleri asıl ilgilendirense bu bireysel terörist eylemleri “marksizm” ve “devrimcilik” adına yapan siyasi gruplardır. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor; genç bir kadının yakarak hayatını karartan bu alçakça eylemi yapanlar alacakları tepkinin büyüklüğünden ötürü eylemi sahiplenememişlerdir, kısacası sahiplenmeye yüzleri yoktur. İşin ilginç yanı ise devletin bu terörist eylemi “gerektiği gibi” kullanamamış olması. Öyle ki, devlet bu eylem üzerinden çok yoğun bir propagandaya girişebilir ve tüm devrimcileri bir kez daha terörist ilan edebilirdi (Burjuva basının da bu konuda yoğun çabaları olduğu, tüm devrimcileri terörist ilan etme konusunda büyük çabalar sarf ettiği de göz önünde bulundurulsa dediğimiz daha net anlaşılacaktır. Kasım ayının son günlerinde bir devrimcinin Esenyurt'ta sokak ortasında polis tarafından infaz edildiğini ve bu açık devlet katliamının basında “terörstin ölü ele geçirilmesi” şeklinde verildiğini hatırlatalım).

Üniversitelerde Bologna Süreci

19 Haziran 1999'da 23 ülkenin katılımıyla 2010 yılına kadar “Avrupa Yüksek Öğretim Alanı” yaratma girişimi olarak başlatılan Bologna süreci, üniversiteleri küreselleşen ekonomiye entegre etmek ve planlanan hedeflerle eğitime yeni bir biçim kazandırmayı amaçlamaktadır.